Doğru Kişiyi Hayatınıza Çekmek

Bugün internette gezinirken Berna Özcan Demir’e ait güzel bir yazıya rastladım ve sizinle paylaşmak istedim. Yazı, ilişkilerde kendimize dair inançların seçimlerimizi nasıl etkileyebileceği üzerine düşündürüyor.
Doğru kişiyi hayatına çekmek: ilişkilerde inançların rolü
Özellikle duygusal ilişkilerimizde daha fazla sevilmek, mutlu olmak ve değer görmek isteriz. Yanında kendimizi iyi hissedeceğimiz, bize özel olduğumuzu hissettiren sevgi dolu bir eş, pek çok insanın hayalidir. Buna rağmen bazı kişiler ilişkide ya da evlilikte mutluluğu şans veya kısmet meselesi olarak görür; mutlu çiftleri şanslı sayar ve kendilerinin neden doğru insanı bulamadığını sorgular.
Berna Özcan Demir’in yazısındaki yaklaşıma göre, ilişkilerimizi yalnızca şans belirlemez; kendimiz ve sevgi hakkında taşıdığımız inançlar da seçimlerimizi etkileyebilir. Bu bakış açısında bilinçaltı, kişinin kendisiyle ilgili inançlarını doğrulayacak deneyimlere yönelmesine zemin hazırlar. Dolayısıyla doğru kişiyi hayatına çekmek, yalnızca dışarıda birini aramak değil, kendi ilişki beklentilerini ve kendine dair düşüncelerini de fark etmektir.
Bilinçaltı inançlar ilişkileri nasıl etkiler?
Örneğin eşinizden sevgi bekliyor, fakat ihtiyaç duyduğunuz sevgiyi göremiyorsanız, yazının yaklaşımına göre kendinize şu soruyu sorabilirsiniz: “Ben sevilmeyi hak etmiyorum” gibi bir inancım var mı? Bu düşünce, ilişkinizde ne beklediğinizi ve yaşadıklarınızı nasıl yorumladığınızı etkileyebilir. Yazar, insanın dış dünyasını iç dünyasının aynası olarak ele alıyor; hayatınıza bakarak kendinizle ilgili hangi inançları taşıdığınızı fark edebileceğinizi söylüyor.
Yalnızsanız ve sizi mutlu edecek kişiyi bulamadığınızı düşünüyorsanız, kendinizi sevmeme, iyi şeyleri hak etmediğine inanma ya da kendine değer vermeme gibi düşüncelerin yanı sıra ilişkilere dair başka kabulleriniz de olabilir. Peki, “hayatıma doğru kişiyi nasıl çekerim?” sorusuna bu yaklaşımın yanıtı nedir? Önce, kendinize ve ilişkilerden ne beklediğinize dair inançları fark etmek.
İlişkilerle ilgili sınırlayıcı inanç örnekleri
“Allah çirkin şansı versin, güzellerde kısmet olmaz.” Bu söz, kişinin görünüşü nedeniyle yalnız kalacağına dair bir inancı besleyebilir. Yazıda, böyle bir kabule tutunmanın kişinin kendini ve ilişkilerdeki ihtimalleri değerlendirme biçimini etkileyebileceği anlatılıyor.
“Evlilik aşkı öldürüyor.” Bu düşünceye sahip biri, âşık olduğu kişiyle evlilik gündeme geldiğinde farkında olmadan geri çekilebilir. Evlilik aşamasında yaşanan kaybetme korkusu da ilişkiye dair kararları etkileyebilir.
“Bütün erkekler aldatır.” Yazıda bu inanç, ihanet korkusuyla birlikte ele alınıyor. Kişi aldatılmaktan kaçınmaya çalışırken güven ve yakınlık kurmakta zorlanabilir; böylece istediği ilişkiye yaklaşması güçleşebilir.
“Evlilik insanın hayatını kısıtlar.” Özgürlüğünü kaybetme veya bir ilişkide esir olma korkusu kadınlarda da erkeklerde de görülebilir. Kişi bilinç düzeyinde evlenmek ve mutlu bir aile kurmak istediğini düşünse bile, bu kaygılar yakınlaşma ya da evlilik kararlarında tereddüt yaratabilir.
“Her zaman daha iyisi vardır.” Bu düşünce, kişinin elindeki ilişkinin güzelliklerini görmesini zorlaştırabilir. Sürekli daha iyisini aramak, bulunan kişinin ardından ilişkiyi bitirmeye ya da en iyisinin bir gün karşısına çıkacağı beklentisiyle yalnız kalmayı seçmeye yol açabilir.
Bunlar gibi pek çok olumsuz inanç sayılabilir; önemli olan, bu örneklerdeki temel düşünceyi fark etmektir. Kısıtlayıcı kabuller ve korkular, kişinin ilişki içinde neye yöneldiğini ve yaşadıklarına nasıl anlam verdiğini etkileyebilir. Yazının önerdiği ilk adım; kendini sevmek, sevilmeyi hak ettiğine inanmak ve iyi şeyler yaşamak için kendine izin vermektir. Kişi kendini olduğu gibi kabul edip değer verdikçe, onu kabul eden ve seven insanlara da hayatında yer açabilir. Yazarın ayna benzetmesiyle, dışımız içimizi gösterir; bu nedenle kendimizle ilgili inançlara bakmak önemlidir.
Yeni bir ilişkiye yer açmak ve ne istediğini bilmek
Yazıda dikkat çekilen noktalardan biri de geçmişte kalan birine karşı güçlü duygular beslerken yeni bir ilişkinin başlamasını beklemektir. Unutamadığınız bir kişi hâlâ zihninizde ve duygularınızda geniş yer kaplıyorsa, yeni birine alan açmanız zorlaşabilir. Berna Özcan Demir bunu “Evren boşluk sevmez, her noktası tamamen enerji doludur” sözleriyle anlatıyor. Bu yaklaşımda yeniye yer açmak, eski ilişkiyi yalnızca bitmiş kabul etmekten öte, onun düşüncelerinizde ve duygularınızda kapladığı yeri fark edip geride bırakmaya çalışmaktır.
Bir başka önemli soru da gerçekten yeni bir ilişki isteyip istemediğinizdir. “Yeni bir ilişkiye ya da evliliğe hazır mıyım? Bunu kalbimden istiyor muyum, yoksa ailemin veya toplumun beklentilerini mi karşılamaya çalışıyorum?” Bu sorulara dürüstçe yanıt vermek, ne aradığınızı anlamanıza yardımcı olabilir. Yazara göre, kişi aslında istemediği bir ilişkiyi istediğini sanıyorsa, ardından yaşadığı olumsuz deneyimleri de isteğinin gerçekleşmediğinin kanıtı gibi görebilir. Bu nedenle önce kendi arzusuyla başkalarının beklentisini ayırt etmek gerekir.
Geçmiş korkular, aile sorumlulukları ve ilişkiye hazır olmak
Aileden ayrılma, aileyi yalnız bırakma ya da onlara karşı sorumlulukları yerine getirememe korkusu da evlilik düşüncesini zorlaştırabilir. Kişi evlenmek istediğini söylese bile, evden ayrılma fikri suçluluk duygusu yaratıyorsa bu istekle çatışma yaşayabilir. Yazıda, bunun ilişki tercihlerini ve tekrar eden senaryoları etkileyebileceği anlatılıyor.
Ailenize karşı maddi veya manevi sorumluluklarınız varsa, evlilik sonrasında onları nasıl destekleyebileceğinizi düşünmek ve alternatif planlar yapmak rahatlatıcı olabilir. Buradaki amaç, sorumlulukları yok saymak değil; ailenizle ilgili kaygıları belirsiz bir baskı olarak taşımak yerine, sizin için mümkün olan seçenekleri değerlendirmektir.
Geçmişte olumsuz ya da travmatik bir ilişki yaşadıysanız, yeniden zarar görme korkusu taşımanız da mümkündür. Yazının yaklaşımında bu korku, kişinin yakınlıktan uzak durmasına veya benzer kaygıları harekete geçiren ilişkilere yönelmesine neden olabilecek bir etken olarak ele alınıyor. Böyle bir geçmişiniz varsa, etkilerini anlamak ve kendinizi güvende hissetmeye çalışmak önemlidir. Berna Özcan Demir, “Hayatıma sadece iyi insanları kabul ediyorum, tamamen güvendeyim ve korunuyorum” olumlamasıyla çalışmayı öneriyor. Bu cümle, yazarın önerdiği bir olumlamadır; geçmişten gelen izleri fark etme ve güven duygusunu destekleme niyeti taşır.
Mutlu bir ilişki yaşamak için ne yapmalı?
Yazının son bölümündeki temel mesaj, mutlu bir ilişki veya evlilik için önce kendi inançlarını ve beklentilerini gözden geçirmektir. “Mutlu bir ilişki yaşamak için ne yapmalı?” diye soruyorsanız, bu bakış açısı kendinizi sevmeyi, değerli olduğunuzu kabul etmeyi ve ilişkiyle ilgili korkularınızı fark etmeyi öne çıkarıyor. Kendinizi olduğunuz gibi kabul etmeniz, sizi kabul eden bir ilişkiye yer açmanın başlangıcı olarak görülüyor.
Evlilikle ilgili olumsuz inançlarınızı belirleyebilir, yazarın “Refah İçinde Bir Yaşam Sürdürme Rehberi”nde yer verdiğini söylediği inanç değiştirme çalışması ve olumlamalardan yararlanabilirsiniz. Bildiğiniz başka teknikler varsa, onları da değerlendirebilirsiniz. Berna Özcan Demir’in yazısında vurguladığı gibi, kendinizle ilgili inançlarınız değiştikçe hayatınıza ve ilişkilerinize bakışınız da değişebilir. Doğru insanı ararken, kendinize nasıl davrandığınızı ve gerçekten nasıl bir ilişki istediğinizi de gözden geçirin.
Berna Özcan Demir
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız







