Değişime Direnci Nasıl Aşarız?

“Kalp hastalarına yaşama alışkanlıklarını değiştirmedikleri takdirde ölecekleri söylenmesine rağmen sadece yedi kalp hastasından biri davranışlarını değiştiriyor. Peki neden davranışlarını değiştirmiyorlar?”

Bu soru, değişime direnç konusundaki önemli bir noktayı gösteriyor: Bir şeyi istemek ya da gerekli olduğunu bilmek, onu hayata geçirmek için her zaman yeterli olmuyor. İnsanlar ve kurumlar değişime farklı biçimlerde direnç gösterebiliyor. Harvard Üniversitesi profesörleri Robert Kegan ve Lisa Lahey, Immunity to Change – Değişime Bağışıklık adlı kitaplarında bu direncin kaynaklarını ve aşılmasına yardımcı olabilecek bir yaklaşımı ele alıyor.

Değişime direnç ve zihinsel gelişim

Kegan ve Lahey’nin anlattığı zihinsel gelişim üç aşamada düşünülebilir. İlk aşama, sosyalleşmeyi öğrenen zihindir. Burada “sosyalleşme” olumlu bir beceriden çok, kişinin bir gruba ait olmak için grubun kurallarını ve davranışlarını benimsemesini anlatır. Çetenin parçası olmaya çalışan birinin kendi kararlarını vermek yerine grubun kararlarına uyması buna örnektir.

Bu uyum her zaman bilinçli olarak seçilmez. Trafikte birçok sürücünün küfür ettiğini düşünün. Kibar bir insan araba kullanmaya başladığında, zamanla diğer sürücüler gibi küfürbaz birine dönüşebilir. Zihni, farkında olmadan içinde bulunduğu çevrenin alışkanlıklarına uyum sağlamıştır. Bu örnek, davranışların yalnızca kişisel niyetlerle değil, benimsediğimiz kurallarla da şekillenebileceğini gösterir.

İkinci aşamada kişi kendi kararlarını almaya başlar; bireyselleşir, kendi gündemini belirler ve problemlerini kendisi çözmeye çalışır. Ancak dünyayı kendi bakış açısından görür ve başkalarının da bu bakış açısına uymasını bekleyebilir. Tipik otokratik liderler, yazarların tarif ettiği bu zihinsel aşamaya örnek gösterilebilir.

Üçüncü aşama ise kendini dönüştüren zihindir. Bu noktada lider, çevresindekilerin itaat etmesine değil, öğrenip gelişmesine odaklanır; insanların önünden gitmek yerine bir pusula gibi yön gösterir. Bu yaklaşımın temelinde çoklu bakış açılarına açık olmak vardır. Kendi fikirlerimizi savunmak doğrudur; yanlış olan, kendi fikirlerimizin her zaman doğru olduğunu sanmaktır. Çelişkili görünen görüşleri de değerlendirebilmek, değişimi anlamak ve yeni seçenekleri görebilmek için alan açar.

İnsanlar neden değişime direnir?

Yazarlara göre değişime karşı bağışıklık yaşayan bir kişinin yalnızca ilan ettiği hedefi yoktur; bu hedefle birlikte işleyen gizli amaçları ve varsayımları da vardır. Görünen amaç, başkalarına ya da kendimize söylediğimiz hedeftir. Gizli amaç ise içsel arzularımız ve bu arzuları destekleyen kabullerle ilgilidir. Davranışlar da bu iki amaç arasındaki gerilimi görünür kılar.

Bu nedenle insanlar neden değişime direnir sorusunun yanıtı her zaman “istemiyorlar” değildir. Bazen kişi değişmek istediğini gerçekten düşünür; ancak değişikliğin tehdit edebileceği başka bir ihtiyacını da korumaya çalışır. Davranış değişikliğine direnç, bu durumda açıkça belirlenen hedefle gizli amacın aynı yönde olmamasından kaynaklanabilir. Direnç, kişinin neyi korumaya çalıştığını anlamak için bir ipucu hâline gelir.

Yazarların yaklaşımında direnç, hedefin tersine giden davranışlarda da izlenebilir. Bir şeyi yapmak kadar yapmamak da önemlidir. Örneğin çalışkan olmak isteyen bir öğrencinin ödev yapmaması, hedefle çelişen bir davranıştır. Sigara içmek ise aktif olarak yapılan bir davranış örneğidir. Bu davranışları hemen irade eksikliği diye etiketlemek yerine, hangi amacı veya varsayımı desteklediklerine bakmak daha açıklayıcı olabilir.

Değişime direnç nasıl aşılır?

Kilo verme örneği, görünen ve gizli amaçlar arasındaki farkı açıkça gösterir. Kilo vermek isteyen kişi, hedefiyle çelişen biçimde fazla ya da ihtiyaç duymadığı zamanlarda yemek yiyebilir. Peki neden? Kitaptaki yaklaşım, bu davranışın arkasındaki olası amaçları sorgulamaya davet eder. Kişi enerjik olmak istiyor olabilir; yemek yemeyi eğlenceli bulabilir ya da dış görünüşünü ve çekici olmayı önemsemiyor olabilir. Bunlar, davranışın arkasında bulunabilecek gizli gündemlere ilişkin örneklerdir.

Bu bakış açısını uygulamak için önce görünen hedefi açıkça ifade etmek, ardından bu hedefle çelişen davranışları fark etmek gerekir. Sonra şu sorular üzerinde durulabilir: Bu davranış bana ne sağlıyor? Neyi kaybetmekten ya da hangi durumla karşılaşmaktan kaçınıyorum? Hedefime ulaşmak, doğru kabul ettiğim hangi varsayımı sarsabilir? Soruların amacı kişiyi suçlamak değil, hedefin yanında çalışan gizli amacı ve onu destekleyen kabulleri görünür hâle getirmektir.

Değişime direnç nasıl aşılır sorusuna bu yaklaşımın verdiği yanıt, kendimizi zorlayıp davranışı bastırmaktan önce kendi amaçlarımızı daha iyi anlamaktır. Görünen hedef ile gizli amaç arasındaki gerilim fark edildiğinde, kişinin neden aynı yerde kaldığı daha anlaşılır olur. Gizli amaçlarımızı ve onları destekleyen varsayımları açıkça tartışabilirsek, görünen hedeflerimize ulaşmanın önündeki engelleri de daha net görebiliriz.

değişime direnç
Bireysel Danışmanlık

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Benzer Gönderiler