Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
Hep bir şeylerin peşindeyiz hayatta. Şunda daha iyi olmam, bunda daha başarılı olmam lazım diye düşünüyoruz. Önce ilkokulda “5 pekiyi, aferin”leri, ardından lise ve üniversite giriş sınavlarında daha çok net, daha az yanlış yapmayı kovaladık. Biraz araştırma, biraz da sınav sisteminin bize uygun gördüğü bölüm derken bir meslek sahibi olduk. Sonra iş yerinde, ilişkilerimizde, kariyerimizde ve para kazanma konusunda başarı aradık. Yaşımız yedi de olsa yirmi yedi de olsa vazgeçemiyoruz ondan. Bir alanda başarılı olmak yetmiyor; başka bir alanda da başarıyı arıyoruz. Mutluluk da başarıyla geliyor diye düşünüyoruz.
Başarı kadar başarısızlığa yaklaşımımız da önemli
Peki ya başarısız olunca, işler istediğimiz gibi gitmeyince? Üniversite giriş sınavında, üniversitede okurken ya da iş ararken zorluklar hep yanı başımızda. Karşılaştığımız sorunlar birbirine benzeyebilir; bizi birbirimizden ayıran, çoğu zaman başarısızlığa nasıl yaklaştığımız ve onu nasıl yorumladığımızdır. Bir sonuç istediğimiz gibi olmadığında bunu kendimiz hakkında değişmez bir hükme çevirmek yerine, ne yaşandığını ve bundan sonra ne yapabileceğimizi düşünmek ilerlememize yardım eder.
Yaşanan her olayı ya da dış koşulları değiştirme şansımız olmayabilir. Fakat bakış açımızı, tutumumuzu ve bir sonraki adımımızı gözden geçirebiliriz. Olumlu olmak, her şey yolundaymış gibi davranmak demek değildir. İlla Pollyanna’cılık oynamaya, bardağın yalnızca yarı dolu olduğunu söylemeye gerek yok. Gerçekçi olalım; bardağın yarı dolu ve yarı boş olduğunu birlikte görebilelim. Böylece güçlükleri inkâr etmeden önümüzdeki seçenekleri de fark edebiliriz. Başarısızlıkla başa çıkma, olanı yok saymak değil; yaşananı değerlendirip yeniden hareket edebilmektir.
İçimizdeki engelleri fark etmek
Zorluklardan ve sorunlardan kaçarak bir ömür geçiremeyeceğimize göre bir yerden başlamamız gerekiyor. Dışarıdaki engellerle uğraşmadan önce, bazen kendi kabuğumuzu kırıp içimizde bizi durduran düşünceleri fark etmeliyiz. Başarısızlıklarımızın ardına sakladığımız bahanelere bakmak da bunun bir parçası:
“Ben yapamam ki?” “Bu yaştan sonra da öğrenilmez ki?” “Ah, vaktim olsa gideceğim ama…” “Beni almazlar ki oraya.”
Bu cümleler bazen gerçek bir engeli, bazen de başlamadan önce kendimize koyduğumuz sınırı anlatır. Hangisiyle karşı karşıya olduğumuzu sormak, hemen kendimizi suçlamak anlamına gelmez. Amacımız, elimizde olmayan koşullarla değiştirebileceğimiz tercihleri birbirinden ayırabilmek. “Şu anda ne yapabilirim?” sorusu, “Ben zaten yapamam” düşüncesinin kapattığı seçenekleri yeniden görmemizi sağlayabilir.
Mücadele etmek ve motivasyonu korumak
Madem başarıyı bu kadar çok istiyoruz, hayata teslim olmak yerine mücadeleyi de göze almamız gerekmez mi? Başarıya ulaşmanın yolları herkes için aynı olmayabilir; ama hedeflediğimiz konuya emek vermek, karşılaştığımız zorlukları değerlendirmek ve gerektiğinde yaklaşımımızı değiştirmek bu yolun önemli parçalarıdır. Başarı için motivasyon, her gün aynı güçte hissetmek değil; koşullar zorlaştığında bile neden yola çıktığımızı hatırlayıp atabileceğimiz bir sonraki adıma yönelmektir.
Üstelik bizim dışımızdaki koşullar kötü olduğunda, onlardan mümkün olduğunca az etkilenerek yolumuza devam etmeye çalışabiliriz. Bunun güzel örneklerinden birini, geçtiğimiz günlerde gündemi fazlasıyla işgal eden milli koşucumuz Süreyya Ayhan’da yaşadık. Onca eleştiriye ve medyanın sürekli üzerine gitmesine rağmen yılmadı; geri çekilmek yerine daha da ileriye gitti. O, kendi hayatındaki zorluklar karşısında bunu yaptı. Peki ya bizler, kendi zorluklarımıza nasıl yaklaşıyoruz?
Seçimlerimizin sorumluluğunu almak
Yaşanan başarısızlıklar için hemen “şanssızlık” demeyelim lütfen. Şans, doğru zamanda doğru yerde olmaktır. Bulunduğumuz yerden, sahip olduklarımızdan ya da olamadıklarımızdan memnun değilsek, “şanssızlık” deyip sorumluluktan kaçmak yerine seçimlerimizi de düşünmeliyiz. Hayat tercihlerimizle, yaptığımız seçimlerle şekillenmiyor mu? Şu anda okuduğunuz okulu ya da bölümü ÖSS tercihleriniz arasına yazmasaydınız; sınavda daha az veya daha fazla soru yanıtlasaydınız; belki de yurtta kalmak yerine bir ev arkadaşı bulup ev tutmayı seçseydiniz hayatınız kim bilir nasıl olurdu?
Bu sorular, her sonucu yalnızca kendi seçimlerimizle açıklayabileceğimiz anlamına gelmiyor. Hayatımızda kontrol edemediğimiz koşullar da var. Ancak karşılaştığımız olaylara verdiğimiz tepkiyi, yapacağımız tercihleri ve atacağımız adımları değerlendirebiliriz. Doğru zamanda doğru yerde olmak, tüm zorluklara rağmen çoğu zaman tutum ve davranışlarımızla da ilgilidir. Şansla ya da tesadüfle açıkladığımız bazı olaylarda, geçmiş tercihlerimizin payını görebiliriz.
Bu nedenle işte, okulda, ev yaşamında ya da eşimizle veya sevgilimizle olan ilişkimizde başarılı olmak istiyorsak kendi payımızı fark etmemiz gerekir. Sorumluluk almak, her şeyin suçunu kendimize yüklemek değil; etkileyebileceğimiz noktaları görüp seçebileceğimiz adımlara yönelmektir. Başarıya giden yol her zaman düz ya da kolay olmayabilir. Yine de gerçekçi bir bakışla, içimizdeki engelleri sorgulayarak ve mücadeleyi sürdürerek ilerleyebiliriz.
Yani ister inanın ister inanmayın, söylenilenler doğru: Başarmak sizin elinizde!
ÇÖZÜM DENKLEMİSORU(N)=SORU Yukarıdaki denklemle birçok sorununuzu çözebileceğinizi söylesem ne dersiniz? Çaresiz değilsiniz; çare sizsiniz. Sorunlar, çoğu zaman çözüme…
Gary Douglas’ın Access Consciousness Türkiye blog yazısından. Tahmin Edilebilirlik mi, Olabilirlik mi? Çoğumuza tahmin edilebilir bir hayat yaratmamız…
Hepimiz “Aşk nedir?” diye sormuşuzdur. Bir gün âşık olursak bu duyguyu tanıyıp tanıyamayacağımızı merak etmiş, belki de bundan…
Bir yorum
Merhaba hocam, sitenizi yeni keşfettim ve her gün fırsat buldukça yazılarınızı okumaya çalışıyorum. Lütfen paylaşımlarınızdan bizi mahrum bırakmayın. Sevgiyle.
Merhaba hocam, sitenizi yeni keşfettim ve her gün fırsat buldukça yazılarınızı okumaya çalışıyorum. Lütfen paylaşımlarınızdan bizi mahrum bırakmayın. Sevgiyle.