Çekim Yasası Uygulaması: Para ve İmgeleme Üzerine Özgürlüğe Yolculuğum – 1

Çekim yasası üzerine yaptığım çalışmalardan birinin ayrıntılarını paylaşmak istiyorum. Bu çalışma sırasında yalnızca ne istediğime odaklanmanın yeterli olmadığını, istediğim yaşamı zihnimde ne ölçüde kabul edebildiğimin de önemli olduğunu fark ettim.

Özellikle çekim yasası ve para konusunda, kendime koyduğum hedeflerle içimde taşıdığım düşünceler arasında büyük bir mesafe vardı. Zihnim bir şeyi isterken bilinçaltımın aynı şeyi kabul etmediğini görmeye başladım.

İstediğimi elde etmemin önündeki en büyük engellerden birinin bilinçaltım olduğunu düşündüğümde bu konu üzerinde çalışmaya başladım. Reiki, EFT (Duygusal Özgürleştirme Tekniği), İçsel Temizlik, egoyu ikna çalışması ve Ho’oponopono kullandığım yöntemlerden bazılarıydı.

Burada anlatacaklarım teorik bir çekim yasası uygulaması değil; o dönemde kendi üzerimde yaptığım çalışmaların ve fark ettiğim düşünce kalıplarının hikâyesidir.

Çekim Yasası ve Para: Hedefimle Aramdaki Mesafe

Çalışmalarım sırasında kendime koyduğum hedeflerden biri zengin olmaktı: bahçeli, havuzlu bir villa; lüks bir araba; her istediğime yeten sürekli bir gelir ve bolluk içinde bir yaşam.

Bunun birçok insanın hayaline benzediğini düşünüyorum.

Bu hedefe nasıl yaklaşabileceğimi düşünürken her gün bunları zihnimde canlandırıyordum. Fakat bir şey eksikti.

İmgelediğim yaşama kendimi ait hissedemiyor, yaptığım çalışmayı yeterli bulmuyordum. Üzerinde düşündükçe, bu kadar zenginliği taşıyabilecek bir zihin yapısına henüz sahip olmadığımı anladım.

Bir kitapta okuduğum şu söz aklıma geldi:

Kişinin sahip olabileceklerinin limiti bilincinin kabul ettiği kadardır.

Bu söz benim için önemliydi. Çünkü çekim yasası ve para üzerine çalışırken yalnızca ne kadar para istediğime değil, o paraya sahip olmayı zihinsel olarak ne kadar kabul edebildiğime de bakmam gerektiğini fark ettim.

Hedeflediğim yaşamı sağlayacak parayı yönetebileceğimden emin değildim. Milli piyangodan 1.000.000 TL çıksa bile kendimi güvende hissetmeyeceğimi fark ettim.

Bu miktar hayal ettiğim yaşam için yeterli olmayacakmış gibi geliyor; villanın, arabanın ve diğer giderlerin nasıl karşılanacağını düşünüyordum. Yani bu paraya sahip olsam bile onu nasıl yöneteceğimi bilmiyordum.

Yıllarca düzenli maaşla çalışmış, garantili gelire alışmıştım. Bir anda büyük bir paraya sahip olma düşüncesi bende güven duygusu yaratmıyordu.

Aksine, parayla ilgili olumsuz düşünceler ve “Bu kadar çok paraya sahip olursam güvende olamam” gibi kalıplar beni rahatsız ediyordu.

Benim için çekim yasası ve para konusu, önce bu düşüncelerle yüzleşmek anlamına gelmişti.

Bir seferinde cebimde 1.000 TL taşımak bile beni huzursuz ediyordu. Maaşım bankaya yatıyor, ben de internet bankacılığı üzerinden borçlarıma aktarıyordum; üzerimde fazla nakit bulundurmuyordum.

Kaybolmasından ya da çalınmasından korkuyordum.

Arabamı sattığımda alıcı noterde bana 16.000 TL nakit vermişti. Parayı üzerimde tutmak istemediğim için hemen bankaya gidip hesabıma yatırmıştım.

Bugün bu davranışımı hatırlayınca gülüyorum.

Paradan korkuyordum.

Paradan korkarken onun bana gelmesini beklemek ne kadar anlamlıydı?

çekim yasasi

Çekim Yasası Nasıl Uygulanır? Önce Hedefi Taşıyabilecek Zihni Hazırlamak

Çekim yasası hakkında birçok kitap okumuş, ne yapmam gerektiğine dair fikir edinmiştim. Adımları izleyip istediğim şeyleri hayatıma çekebileceğimi düşünüyordum.

Fakat düşüncemle iç dünyam aynı yerde değildi.

Önce parayla barışmam gerekiyordu. Peki bunu nasıl yapacaktım?

Aklıma esnaf bir arkadaşım geldi. Bir gün dükkânında birine para vermek için cebine uzandı. Cebinde 20, 50 ve 100 liralık banknotlar gelişigüzel duruyordu.

İçlerinden birkaçını seçip verdi, kalanları da yeniden cebine koydu.

O, parayla sürekli iç içeydi. Ben ise onun cebindeki paranın onda biri kadarını bile cüzdanımda sıkı sıkı saklıyordum.

Aramızdaki farkı böyle görmüştüm: Onun için para gündelik hayatın doğal bir parçası gibiydi, benim içinse ulaşılması zor ve çok değerli bir şeydi.

İstediğim şeyi taşıyabilecek bir zihin yapısına sahip olmam gerektiğini, o dönemde çekim yasası çalışmalarımın önemli bir parçası olarak görüyordum.

Bunu 100 kiloluk halter örneğiyle düşünüyordum: Antrenmansız biri 50 kiloyu kaldırabilir ama doğrudan 100 kiloya yöneldiğinde zorlanabilir. Gücünü zamanla, kaldırabildiği ağırlığı kademe kademe artırarak geliştirir.

Ben de zihnimi böyle çalıştırmaya karar verdim. Hedeflediğim miktara bir anda sıçramak yerine, alışık olduğum sınırdan başlayacaktım.

O sırada aylık yaklaşık 5.000 TL gelirim vardı. İlk adım olarak 10.000 TL’ye sahip olduğum bir durumu imgelemeye karar verdim.

Sonra bu sınırı yavaş yavaş artırmayı düşünüyordum.

Benim için çekim yasası nasıl uygulanır sorusunun cevabı bu deneyimde şekillenmeye başladı: Büyük hedefi yalnızca istemek yerine, onu zihnimde taşıyabileceğim daha küçük adımlara ayırmak.

Çekim Yasası İmgeleme Çalışması: 10.000 TL Deneyi

Parayla daha rahat bir ilişki kurmak için kendime bir çekim yasası imgeleme çalışması hazırladım.

Cebimde 10.000 TL varken şehir merkezinde dolaştığımı hayal edecektim.

Senaryom şuydu:

Bankadan 10.000 TL çekecek, parayı cebime koyup ana caddede gezecek, birkaç alışveriş yapacak, eşim ve çocuklarımla güzel bir lokantada yemek yiyecektim. Sonra onlara istediklerini almaları için belli miktarda para verecek, günün sonunda eve gülerek dönecektim.

İmgelemeye başladım.

Bankaya gidip hesabımdan 10.000 TL çekmek istediğimi söylüyordum. Banka görevlisi 25 tane 200’lük ve 50 tane 100’lük banknotu makinede sayıp bana veriyordu.

Ben de paraları alıp yeniden sayıyor, sonra cebime koyuyordum.

Tam o sırada rahatsızlık hissettim.

Görevlinin önünde parayı sayarken onun bu durumdan rahatsız olacağını düşünüyor ve utanıyordum. Sanki hava atıyormuşum gibi geliyor, onun gözünün paramda kalabileceğinden kaygılanıyordum.

Kendimi görgüsüz hissettim.

Daha çekim yasası imgeleme çalışmasının başında zorlanmaya başlamıştım.

Sonra hayatım boyunca paranın bana çoğunlukla maaş yoluyla geldiğini düşündüm.

Farklı yollardan gelen parayı kabul edip edemeyeceğimi görmek için yolda 100 TL bulduğumu hayal ettim.

Fakat hemen rahatsız oldum.

Bu para bir başkasının olabilir, kaybeden kişi ihtiyaç sahibi olabilir diye düşündüm. Onu kendi paramın arasına koyamayacağımı, birilerine vermem gerektiğini hissettim.

Bir başka içsel sınırımı fark etmiştim: Bulduğum parayı daha o anda “başkasının, dolayısıyla kabul edemeyeceğim para” diye etiketliyordum.

Parayı fazla elimde tutamadım ve yoldaki bir dilenciye verdim.

Bunu yaparken de rahatsız oldum; insanların yüzüne bakmak istemedim. Yardım etmek istediğimi düşünsem de verme eylemi içimde huzursuzluk yaratıyordu.

Bu da imgeleme sırasında karşıma çıkan başka bir işaretti.

Senaryoda ailemle lüks bir lokantaya gittim.

Kapıdan girerken fiyatları düşünüyor, ucuz bir yemek seçersem garsonların beni ayıplayacağından korkuyordum.

Hesabı istediğimde ellerim titreyerek ödeme yaptığımı, hesabın fazla geldiğini ve bahşiş vermenin de beni rahatsız ettiğini fark ettim.

Ardından alışveriş merkezine geçtik. Eşimle kızım bir şeyler beğenip almak isteyince, küçük harcamalar bile beni geriyor ve sinirlendiriyordu.

Senaryoyu tamamlayıp eve döndüğümde, bunu yalnızca zihnimde canlandırmış olmama rağmen bütün bu duyguları yaşamıştım.

Gerçek hayatta nasıl hissedeceğimi önceden tahmin edemiyordum. Ancak 10.000 TL’yle şehirde dolaşmayı hayal ederken bile zorlanıyorsam, milyonları yönetebileceğimi düşünmek bana gerçekçi gelmiyordu.

Bu çekim yasası uygulaması, para konusunda kendimi ne kadar kısıtladığımı; düzenli gelire tutunup kontrolü bırakmaktan korktuğumu görmeme yardım etti.

çekim yasası nasıl uygulanır

İmgeleme Sırasında Ortaya Çıkan Rahatsızlıkları İncelemek

Kendimle ilgili bazı gerçekleri görmüştüm.

Şimdi beni rahatsız eden bu düşünceleri nasıl ele alacağımı bulmam gerekiyordu.

Daha önce bilinçaltı kayıtlarım üzerinde farklı yöntemler denemiştim; yine de karşıma çıkan başka konular vardı. Bunları düşünürken sık kullandığım nefes tekniğiyle çalışmayı denemeye karar verdim.

Uyguladığım döngü şöyleydi:

Diyaframdan derin nefes alıyor, bir süre tutuyor, sonra yavaşça ve gülümseyerek veriyor; ardından gülümsemeyi sürdürerek kısa bir süre bekliyordum.

Bu nefes çalışmasını, imgelediğim sahneye dönüp duygularımı gözlemlemek için kullanıyordum.

Nefes alışverişimi bilinçli biçimde değiştirmek, o anki ruh hâlime farklı bir açıdan bakmamı sağlıyordu.

Önce bankada para saydığım ana döndüm.

Derin nefes alıp bekledim; sonra görevlinin önünde parayı sayarken gülümseyerek nefes verdim ve aynı döngüyü tekrarladım.

Birkaç tekrarın ardından para saymanın verdiği rahatsızlık azaldı.

Paranın benim olduğunu, görevlinin işinin de müşterilere para vermek olduğunu düşündüm. Her gün benim gibi birçok kişiye para veriyor olabilirdi; bu onun açısından sıradan bir işlemdi.

Ben durumu farklı yorumlamıştım.

Bir süre sonra parayı yeniden sayma ihtiyacı da duymadım.

Sırada maaş dışında gelen parayı kabul etmek vardı.

“Emeksiz gelen paranın bereketi olmaz” düşüncesinin inanç sistemimde yer ettiğini fark ettim.

Aynı nefes döngüsünü bu sahne üzerinde de uyguladım.

O paranın başka birine ait olabileceğini düşünüyordum; farklı ihtimalleri de değerlendirmeye başladım.

Sonunda, bulduğum yerde bir süre beklemeyi, sahibi gelmezse almayı kabul edebileceğim bir yol olarak gördüm.

Hayalimde bunu uyguladım ve gelen giden olmayınca yoluma devam ettim. Sonraki çalışmalarda miktarı artırarak devam ettim.

Buradaki amacım, paranın bana yalnızca maaş yoluyla gelebileceği düşüncesini sorgulamaktı.

Para Verirken Ortaya Çıkan Suçluluk Duygusu

Bir sonraki konu, para verirken duyduğum rahatsızlıktı.

Nefes çalışmasıyla sahneye tekrar baktığımda, bunun arkasında aileme yeterince yardım etmediğime dair suçluluk hissi olduğunu gördüm.

Ailem beni büyütmüş, yedirip içirmiş ve bir iş sahibi olmama destek olmuştu. Ben iş sahibi olduktan sonra kendi hayatımı kurmaya odaklanıp ailemden ayrı yaşamaya başlamıştım.

Yardım etmiş olsam da onların emeklerinin karşılığını yeterince veremediğimi düşünüp vicdan azabı çekiyordum.

Sonraki çalışmalarımda bu konuda ailemin de kendi tercihleri olduğunu fark ettim; fakat o sırada suçluluk duygusu beni sıkıştırıyordu.

Yolda bulduğum parayı başkasına verirken beni rahatsız eden şeylerden biri de buydu.

Aileme borcumu ödemem gerekirken parayı başkalarına veriyormuşum gibi hissediyor, aileme ihanet ettiğimi düşünüyordum.

Nefes çalışmasıyla birilerine para verirken daha rahatlamaya başladım; ancak ailemle ilgili vicdan konusu uzun süre devam etti.

Bunu nasıl ele aldığımı yazımın devamında ayrıca anlatacağım.

Lüks Bir Lokantada Yargılanma Korkusu

Lüks lokantaya girerken duyduğum rahatsızlığa da aynı şekilde baktım.

Garsonların ya da diğer çalışanların beni yargılayacağını, arkamdan konuşacağını sanıyordum.

Sonra onların orada çalışıyor olmalarının, o lüks yaşama sahip oldukları anlamına gelmediğini fark ettim.

Benim için önemli olan, onların benden üstün ya da aşağı olduklarını düşünmek değil; başkalarının ne düşüneceğine dair varsayımlarımın yemeğin tadını çıkarmamı engellediğini görmekti.

Tanımadığım insanlara, sanki beni yargılama yetkileri varmış gibi bir anlam yüklüyordum.

Yemek boyunca zihnim bu düşüncelerle meşgul oluyor, yemeğin tadını çıkaramıyordum; kendimi adeta kendi düşüncelerimle yiyip bitiriyordum.

Üstelik yemek ücretinin benim için o kadar da önemli olmadığını fark etmeme rağmen, aileme yardım etmeden lükse para harcadığım düşüncesi yeniden karşıma çıkıyordu.

Eşime ve çocuklarıma harcamaları için para vermek de beni geriyordu.

Bu sahne üzerinde çalışırken yine aileme yeterince yardım etmediğim için kendimi suçladığımı gördüm.

Geçmişte ailede yaşanan para sıkıntılarının oluşturduğu kıtlık düşüncesi de bu duyguyla birleşiyordu.

Böylece birbirine bağlı iki konu ortaya çıkmıştı: aileme ilişkin suçluluk ve harcama yaparken duyduğum güvensizlik.

Çekim Yasası Uygulamasının Günlük Hayatıma Yansıması

Yaptığım çalışmalar, imgelemeyi zorlaştıran bazı konuları görmeme ve daha rahat canlandırma yapmama yardımcı oldu.

Aynı zamanda kendimle ilgili önemli keşifler yaptım.

Birçok düşüncemin çocukluğum ve ailemle ilgili olduğunu fark ettim. Bu, her şeyin bir anda çözüldüğü anlamına gelmiyordu; ama nerelerde takıldığımı daha açık görmeye başlamıştım.

Zamanla imgelediğim sahnelerin bazılarını günlük hayatımda daha rahat yaşamaya başladım.

Artık hafta sonları ailemle bir lokantada yemek yiyebiliyor, bu durumdan eskisi kadar rahatsız olmuyordum.

Bazen yanımda alışık olduğumdan fazla nakit taşıyıp kafede ya da lokantada ödemeyi seçiyordum.

Paramın azalacağı duygusu zaman zaman ortaya çıksa da bankada paramın devamının olduğunu bilmek beni rahatlatıyordu.

Adım adım ilerliyordum; bende bir değişim başlamıştı.

Bu süreç beni çözmem gereken iki temel noktaya götürdü: yargılanma korkum ve ailemle ilgili konular.

Yargılanma korkusunu fark edince bunu yalnızca lokantada yaşamadığımı anladım.

Sokakta, çarşıda, bakkalda, markette, işte ve evde; kısacası aklıma gelen pek çok yerde başkalarının ne düşüneceğini hesaba katıyordum.

Bunun kendime güvenimle de bağlantısı vardı.

Kendi içimde sorunun kaynağına doğru bir yolculuğa başlamıştım.

Soğanın kabukları soyuldukça, merkeze yaklaştığımda temel etkenler görünür hâle geliyordu.

Kendime güvenle ilgili konuların çocukluğumdaki düşünce yapım ve aileme bakışımla bağlantısını, sonraki çalışmalarımda daha iyi anladım.

İç içe geçmiş bu konuların çözülmesi gereken başka adımları vardı.

Benim açımdan çekim yasası nasıl uygulanır sorusunun cevabı, yalnızca istediğim şeyi tekrar tekrar düşünmek değildi. İstediğim şeyi zihnimde canlandırdığımda ortaya çıkan korkuları, rahatsızlıkları ve sınırlandırıcı düşünceleri fark etmek de çalışmanın önemli bir parçasıydı.

Bu çalışmaları bir sonraki yazımda anlatmaya devam edeceğim.

Sevgiyle

Halis Şahiner

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Benzer Gönderiler