Çekim Yasasının Sırrı: Başımıza Gelen Olayları Nasıl Çekeriz?

Bugün, çekim yasasının hayatımızdaki yansımalarından biri olan başımıza gelen olayları nasıl çektiğimiz üzerine konuşmak istiyorum. Çekim yasasının sırrı benim için yalnızca ne istediğimize odaklanmakta değil; yaşadığımız olaylara, onlara verdiğimiz tepkilere ve bu tepkilerin bize ne sağladığına da dikkat etmekte yatıyor.

Çekim yasası nasıl çalışır?

Çekim yasasına göre düşünce ve duygularımız, hayata nasıl baktığımızı ve hangi deneyimlere yöneldiğimizi etkiler. Kendimizi sürekli olumsuz, karamsar ve umutsuz hissediyorsak, dikkatimizi de bu duyguları besleyen olaylara verebiliriz. Korkularımızla ilgili konular zihnimizde daha çok yer kapladığında, davranışlarımız ve olayları yorumlama biçimimiz de bu korkuların çevresinde şekillenebilir.

Bu yaklaşımı, başımıza gelen her şeyin sorumluluğunu kendimize yüklemek ya da başkasının yaşadığı zorluğu onun düşüncelerine bağlamak için kullanmamak gerekir. Benim burada anlatmak istediğim, yaşadıklarımıza verdiğimiz tepkileri ve tekrar eden davranışlarımızı fark ederek kendi deneyimimiz üzerinde çalışabilmemizdir. “Başımıza gelen olayları nasıl çekeriz?” sorusuna kendi hayatımdan örneklerle cevap vermeye çalışacağım.

Bir dönem iş yerinde, benimle doğrudan ilgisi olmayan olaylar yüzünden amirlerimden azar işitmeye başlamıştım. Bu durum birkaç kez tekrarlanınca kendime, “Bu durumu neden çekiyorum?” diye sordum ve korkularım üzerine çalışmaya başladım. Tespit edebildiğim korkuları temizlediğimi düşünüyordum ama içimde beni rahatsız eden bir şey hâlâ vardı; benzer olaylar da devam ediyordu.

Son olayın etkisi bir hafta sürdü. Kafamda durmadan yaşananları değerlendiriyor, kendimi haklı olduğuma ikna etmeye ve bunu başkalarına ispatlamaya çalışıyordum. İnsanlara yakınırken bana bu durumu yaşatanları Allah’a havale ediyordum. Yaşadığım durumdan memnun değildim ama bir çıkış yolu bulamıyordum. Egom susmuyor, olayı zihnimde canlı tutuyordu.

Olumsuz olayları hayatımıza neden çekeriz?

Olaydan birkaç gün sonra kitapçıda Aykut Oğut’un ikinci kitabı olan Aynalı’ya rastladım. Kitabın çıktığını biliyordum ama o zamana kadar dikkatimi çekmemişti. Satın alıp okumaya başladım. İlk bölümde, başımıza gelen her olaydan egomuzun bir kazancı olabileceği düşüncesiyle karşılaşınca kafamda bir şimşek çaktı.

Olayları kendimizin çektiğini biliyordum; fakat bunu daha çok korkulara veya çocuklukta bilinçaltına yerleşen kayıtlara bağlıyordum. Her zaman olayların olumsuz tarafına bakıyordum. Kitaptaki “egonun kazancı” düşüncesi ise bana farklı bir soru sordurdu: Yaşadığım durumun içimde sürmesine, farkında olmadan benim de bir katkım varsa?

Derin bir nefes alıp kendime şu soruyu sordum:

“Başıma gelen bu olaylardan egomun kazancı ne?”

Cevap kısa sürede geldi. İlk olarak, mağdur olmak istiyordum. Haksızlığa uğradığımı düşündüğüm için kendimi kurban gibi görüyor; insanların bana acımasını, beni teselli etmesini ve benimle ilgilenmesini bekliyordum. Böylece onların ilgisini çekiyor, bir bakıma kendimi onaylatıyordum. Bu fark ediş, yaşadığım haksızlığın önemsiz olduğu anlamına gelmiyordu. Benim gördüğüm, mağdur rolünün içinde kalmanın bana sağladığı ilgiyi de fark etmem gerektiğiydi.

İkinci kazanç daha farklıydı. O dönem amirlerime karşı bir şey yapamadığımı düşünüyor, onları Allah’a havale etmekle yetiniyordum. Geçmişte benzer durumların ardından haksızlık yaptığını düşündüğüm kişilerin başına ufak tefek aksilikler veya kazalar gelmişti. Sonra da “Ben suçsuzum; kalbim temiz olduğu için onlar Allah tarafından cezalandırıldı,” diye düşünüp rahatlıyordum. Bu düşüncenin de yaşadığım olaylara bağlanma biçimimde bir yeri olduğunu gördüm.

Kurban rolünü fark etmek ve bakış açısını değiştirmek

O anda kendime net bir şekilde şunu söyledim: “Ben artık kurban olmayı kabul etmiyorum. Benim kurban rolü oynamaya ihtiyacım yok. Ben her hâlimle yeterliyim.” Bunu söylediğimde bir rahatlama hissettim. Olayla ilgili kafamda sürekli dönen karşılık verme senaryoları duruldu; egomun içimdeki sesi de sustu.

Benim için değişen, olayın geçmişte yaşanmış olması değil, ona bakış açım oldu. Kurban rolünü sürdürmeye ihtiyacım olmadığını fark edince kendimi tekrar tekrar savunma isteğim de azaldı. Korkularım üzerinde yaptığım çalışmalar daha önce bana yardımcı olmuştu; bu kez ise tıkandığım yerde, “Egom bu durumdan ne kazanıyor?” sorusu yeni bir kapı açtı. Farkındalığımı artırmak, çözümün nerede olabileceğini görmemi sağladı.

O günden sonra amirlerimin bana karşı davranışları daha ılımlı ve sıcak hâle geldi. Ben de yanlarına daha doğal bir güvenle gitmeye başladım. Kurban rolü oynamaya ihtiyacım olmadığını düşündüğüm için, daha önce stresle girdiğim odalara artık daha rahat girebiliyordum. Bu deneyim bana, kendi bakış açım üzerinde çalışmanın ilişkilerime ve davranışlarıma nasıl yansıyabildiğini gösterdi.

Bu soruyu başka konularda da kendime sordum: “Egom benim neden zengin olmamı istemiyor?” Bu kez de egomun, farkında olmadığım bazı konularda beni korumaya çalıştığını düşündüm. Bu keşfim ayrı bir yazının konusu.

Eleştiri karşısında egonun kazancını sormak

Çekim Yasasının Sırrı – Ne İstediğini Bilmek başlıklı yazımı Estanbul Forum’da yayımlamıştım. Güzel yorumların yanında, “Çekim yasası safsatadır, çekim yasası yoktur; kader vardır,” diyen bir yorum da geldi. Cevap yazdım; ardından benzer düşüncede başka bir yorum ve “Çekim yasası hurafedir,” diyen bir yorum daha gördüm. Onlara cevap verirken egom devreye girmişti.

Yazılanları eleştiri olarak algılıyor ve kendimi savunmam gerektiğini düşünüyordum. Çekim yasasının inancı inkâr etmediğini, inançla çalıştığını anlatmalıydım. Zihnimde cevap yazıları uçuşmaya, odağım da başka yerlere kaymaya başladı. Sonra durup yine aynı soruyu sordum:

“Bu yaşadığım olaydan dolayı egomun kazancı neydi?”

Cevap açıktı: Yazdıklarımla bilgili olduğumu ve haklılığımı hem insanlara hem kendime ispat etmek istiyordum. Bunun üzerine kendime kararlı bir şekilde şunları söyledim: “Ben kimseye bir şey ispat etmek zorunda değilim. Kimsenin onayına ihtiyacım yok. Herkes kendi deneyimini yaşar. Ben yazımı yazarım; insanlar ihtiyaçları olduğu kadarını alırlar.”

Egom yine sustu. O kişilere bir şey anlatmak zorunda olmadığımı fark ettim. Onlar kendi seçimlerini yaşıyorlardı. Benim için önemli olan, kendi yazımı yazmak ve başkalarının onayını kazanma ihtiyacımı görebilmekti.

Çekim yasasının sırrı: Egoyla kavga etmek yerine onu anlamak

Bu iki olaydan çıkardığım sonuç, egoyla kavga etmek yerine onun neyi korumaya çalıştığını anlamaya çalışmaktı. Benim yaklaşımımda egonun temel görevi bizi korumaktır; ancak bu koruma çabası her zaman bize iyi gelen bir sonuca yönelmeyebilir. Bilgileri bir hard diskte yazılı gibi düşünebiliriz: Bilgi tek başına faydalı mı, yoksa bir virüs gibi işleyişi bozuyor mu, onu nasıl kullandığımızı fark ettiğimizde anlarız.

Ben yaşadığım bu iki olayda egomu, kendime kesin ve kararlı konuşarak ikna edebildiğimi düşündüm. Belki de bu, daha önce yaptığım çalışmaların bir yansımasıydı. Herkesin deneyimi farklı olabilir; benim için belirleyici olan, yaşadığım olayın içimde hangi ihtiyaca veya beklentiye dokunduğunu sorgulamaktı.

Sizin de başınıza sürekli istemediğiniz olaylar geliyorsa, kendinize şu soruyu sormanızı öneririm:

“Başıma gelen bu durumdan benim egomun kazancı ne?”

Bazen hemen bir cevap gelmeyebilir; egonuz “Bilmiyorum,” diyerek sizi oyalıyor gibi hissedebilirsiniz. Israrla, fakat kendinizi suçlamadan sormaya devam edin. Bulduğunuz cevabın ardından, artık hangi rolü sürdürmeye ihtiyacınız olmadığını ve kendinize ne söylemek istediğinizi düşünün. Kurban olma ve egoyu ikna etme konusundaki örnekleri ise bir sonraki yazıma bırakıyorum.

Sevgilerimle.

Halis ŞAHİNER

çekim yasası
Bireysel Danışmanlık

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Benzer Gönderiler

5 yorum

  1. acaba mağdur olmayı sevmenizin ve ya insanların başlarına gelen şeylerde allah benim yerime cezalandırdı diyerek mutlu olmanızın sebebi de temelde yatan 'güçlü olma 'korkunuz ve 'tek başınıza yeterli olma 'korkunuz olma ihtimali var mıdır?
    Yazınız okuyunca benzer şekilde görüntüsünü ve duygu halini değiştiremediğim yakın zamanda yaşadığım öfke dolu bir olay aklıma geldi,o olaydan yola çıkarak bazı temel korkularıma ulaştım ve etkili sonuç almıştım ;ancak yine de olayın görüntüsü gözümün önüne gelince o öfkenin tam anlamıyla gitmediğini,bilinçaltımın hala bana 'boşver'bunları diyemediğini farkediyor ancak oradaki korkumun ne olduğunu da bulamıyordum.
    sizin yazınızdan sonra nil avundukun sitesinde yayınladığı sorulan sorulara cevaplardan birinde bir sistemi doğru olarak uyguluyorsan o sistem tek başına sana yeterlidir,onu başkaca sistemlerle desteklemen gerekmez ve ya aynı sistemin uygulanışına farklı yorumlar katman gerekmez 'gibi bir cevap verdiğini hatırladım,ya da en azından ben cevabı böyle anlamıştım.bu düşünceden yola çıkınca da sizin olumlamasını yaptığınız ,bilinçaltınızı ikna ettiğiniz olayda da aslında çözülenin temeldeki bir korku olabieceğini düşünürken ,sizin olumlama için kullandığınız,kurban olma hali sürekli dikkatimi çekiyordu ve en sonunda buna yöneldim;acaba ben de kurban olmayı mı seviyordum?evet ben de kurban olmaktan faydalanıyordum,ki zaten bu durum psikolojide sorunlara en temel yaklaşımlardan biri bildiğim kadarıyla.peki kurban olanla nasıl kimselerdir?GÜÇSÜZ,ZAYIF,KORUNMAYA MUHTAÇvs kimseler,yani ben güçlü,kendi kendine yetebilen,haklı olduğu zaman kendisini savunma ihtiyacı bile duymayan bir insan olmaktan korkuyordum.şimdi buna odaklanıp sizin yazınızı yine korkular konusunda bilinçaltı temizlik konusuna yönelterek çalışacağım:))

  2. Nil Avundukun videolarında o sözü bende dinledim biliyorum, ancak ben olaya farklı açılardan bakmaya başladım. Aslında kişisel gelim çalışmalarını ben aşçıların yemek hazırlamalarına benzetiyorum. Aynı malzemelerden her aşçı farklı bir ürün çıkartıyor. Aynı yemeği yapsalar dahi yemeklerde tad farkı oluyor. Ve bizde kendi damak zevkimize göre aşçımızı seçiyoruz. Bazen sürekli aynı şeyi yemek bize zevk vermiyor farklı tadlar arıyoruz. Ata sözümüz bile var bu konuda Bal yiyen Baldan usanır.
    Uzun süre korku çalışmaları yaptım. Bir boşluk hissettim, çalışacak bir şey bulamadım. Egom sanırım değişeceğimi farkedince beni durdurmak için farklı taktikleri denedi. İçimden bir şeyler yapmak gelmedi bende aşçıyı değiştirdim. Farklı bakış açısı ile farklı çözüm denedim.
    Malum hasta olduğumuzda aynı hastalık için doktorlar kişilere farklı ilaç veriyorlar. Bir ilaç bir kişide etkili iken diğer kişide etkili olmuyor. Burda önemli olan sizin inanç sisteminizde hangisi sizin için uygun geliyorsa onu kullanmak. Mesala ben korku çalışmasını bugün bir olayda yine kullandım.

    Aslında kurban konusu bizim Türk milleti için oldukça popüler bir olay. Biz milletçe mağdur kişileri sevip onlara acıyıp koruyoruz. Bu sanırsam bizim dini inanç sistemimizden kaynaklanıyor. Mağduru korumak kollamak dini inanç sistemimizde çok önemli. Mağdur edebiyatıyla kişilerin nerelere geldikleri yakın tarihimizde bir çok örneği mevcut.
    Bizim kendi içimizde mağdur ve kurban tanımını yeniden tanımlamamız gerektiğini düşünüyorum. Bunu yeniden tanımlayabilirsek hayatımızda çektiklerimizi değiştirebileceğimizden eminim.

    Çalışmalarınızda başarılar dilerim.

  3. yukarıdaki metinde yaptığınız çalışmanın tam olarak nasıl bir çalışma olduğunu ne zaman anlatacaksınız:))

  4. iyi günler.anlayamadığım bir şeyler var.Zıt çekim yasası ile çekim yasası birlikte çalışmıyor mu. örnek vererek daha iyi anlatırım ; örneğin ben eşini aldatan biri değilimdir zıt çekim yasası gereği beni aldatan bir hanım ile mı bir araya gelecem sorun şuki çekim yasası gereği de benim beni aldatmayan samimi bir eş seçmiş olmam burada kazanan çekim yasası mı? zıt çekim yasası mı? .örnekler çoğaltılabilir. şimdiden çok çk teşekkürler .çekim yasasının işlediğinden eminim deneyimlerim epey fazla ama zıt çekim yasası error . iyi günler 🙂

Yoruma kapalı.