Çekim Yasasının Sırrı: The Secret ve İslamiyet

Çekim Yasası ve İslamiyet: Dua, İnanç ve Bilinçaltı

Bugün sizlerle, internet sitem aracılığıyla çekim yasası hakkında sorular soran genç bir arkadaşımın mektubunu ve ona verdiğim cevapları paylaşmak istiyorum. Soruları; The Secret’ta anlatılan çekim yasasının Allah inancı ve kaderle nasıl bağdaştırılabileceği, dua ederken bilinçaltındaki inançların ne anlama geldiği ve kişisel gelişim çalışmalarının bu çerçevedeki yeri etrafında şekilleniyor.

çekim yasası

Genç arkadaşıma, hayatının kontrolünü eline almak ve karşılaştığı fikirleri sorgulamak istemesinden dolayı teşekkür ediyorum. Aşağıdaki cevaplar dinî hüküm verme iddiası değil, bu konudaki kişisel bakış açımı anlatıyor.

Soru: Çekim Yasası İslamiyet’e Uygun mu?

“18 yaşındayım. 17 yaşıma kadar her şeyi sorgulamadan, olduğu gibi kabul ettim. Şimdi ise sorun yaşıyorum. Tabii ki siz din hocası değilsiniz ama ben bir danışmak istedim.

Abi, ben yaklaşık bir aydır yoğun olarak kişisel gelişimle ilgileniyorum. Oradan girip buradan çıktım, çok şey okudum. En son çekim yasasını anlatan The Secret’ı izledim ve beğendim. Bunun üzerine araştırmaya koyuldum.

“The Secret hasta ediyor” diye bir yazı gördüm. Açıp okudum. Bu kişi, The Secret’ın anlattığı çekim yasasını çökertmiş. Sizin bu konudaki düşüncelerinize çok ihtiyacım var açıkçası. Sizi mesajlarınızdan az çok tanıdım. Çekim yasasına merak duymuşsunuz, bu konuda ilerlemişsiniz.

Çekim yasasının mantığında, istemenin ve doğru istemenin içimizde olduğu, doğru istediğimizde her şeye ulaşabileceğimiz söyleniyor. Ama burada, haşa, Allah göz ardı ediliyor. Yani isteyen biziz, alan biziz. Bu felsefenin, yasanın temelinde Allah ve kader gibi şeyler gözetilmemiş.

Siz bu konuda bana ne dersiniz? Ne düşünüyorsunuz? Bahsettiğim kişinin yazısını okuyunca afalladım. Bu yönden bakmamıştım.

Ho’oponopono ile de ilgileniyorum. Belki biliyorsunuzdur. Bilmiyorsanız da mantığı, sizin dediğiniz gibi bilinçaltını sevginin enerjisiyle değiştirmek. Bunları bilinçaltımızdakilere söylüyoruz. Bunu da kendi içimde sorguladım.

Biz kayıtsız şartsız Allah’tan mı istemeliyiz? Yoksa bilinçaltındakiler Allah’tan birer parça mı? Yani aslında Allah’tan mı istiyoruz? Allah bize yukarıdan bakan biri mi, yoksa içimizdeki, dışımızdaki her şey mi?

Yine bir arkadaş EFT’yi eleştirmiş. Ama biz EFT yaparak bir şeyleri dengeliyoruz. Onun mantığına göre eşeğimizi bağlamadan bırakalım. İslamiyet’e göre bu yanlış. Önce eşeğimizi sağlam kazığa bağlayalım, sonra Allah’a bırakalım.

Bu yaptıklarımız, kişisel gelişim adına bir nevi kendimizi geliştirmek değil mi?

Konuyu biraz saptırdım. Ben şunu demek istiyorum: Siz bu süreçlerden geçtiniz mi? Çekim yasası İslamiyet’e uyuyor mu? Allah göz ardı mı ediliyor?

Beni anladığınızı umuyorum. Sevgili Halis abi, umarım bir şeyler söylersin ve beni aydınlatırsın.”

Cevabım: Neye İnanırsanız Ona Sahip Olursunuz

Allah’ın Peygamberimize ilk emri “Oku” olmuştur. Biz millet olarak okuma konusunda oldukça tembeliz. Yüzde 98’i Müslüman olan bir ülkede, Kur’an’ın Türkçe tefsirini okuyan kaç kişi var, merak ediyorum doğrusu.

Okumaktan ziyade, daha çok birilerinden bir şeyler duyup onlara inanmayı tercih ediyoruz. Bu alışkanlığımızı birçok kişi çok güzel bir şekilde kullandığı için de korku imparatorluğu içinde yaşamaya zorlanıyoruz. Dini kalben yaşamaktan ziyade şeklen yaşamaya ve birilerinin din tanımı kalıbına sokulmaya zorlanıyoruz.

Bence çekim yasası yanlış değerlendirilen bir konu. İnsanlar tanımlara takılıyor; tanımlara takılıp işin özünü kaçırdıkları için farklı değerlendiriyorlar. Oysa istemek, dua etmek, sahip olduklarına şükretmek ve hedefin için çaba göstermek hayatımızda zaten karşılığı olan şeyler.

Çekim yasasının adını değiştirelim ve “Dua ile İstediğini Elde Etme Yasası” koyalım.

Benim bakış açıma göre, çekim yasası ve dua ilişkisi burada kuruluyor: Çekim yasasında da yaptığın, Allah’tan istemek. Namaz kılıyorsun, namazın sonunda dua ediyorsun. Dua ederken ne yapıyorsun? Allah’tan kendin için bir şeyler istiyorsun. Kendi inanç sistemine göre Allah’a yöneliyorsun.

Bir isteme biçimi başka bir inanç sisteminde tanımlanmış diye, o inanç sisteminin isteme kurallarına göre istemek zorunda değilsin ki. Eğer o yaklaşım sende rahatsızlık yaratıyorsa, “Kendi inanç sistemime uygun şekilde nasıl yaparım?” diye düşünür, isteğini kendi inancın doğrultusunda ifade edersin.

Adını ne koyarsan koy, sen inanç sistemin gereği tek bir yaratana inanıyor ve ondan istiyorsun. Evrenin sahibi de yaratan, veren de yaratan. Sen sonuçta yaratandan istiyorsun. Burada benim için belirleyici olan, hangi sözcüğü kullandığından çok, kalben kime yöneldiğin ve kimden istediğindir.

Çekim yasasında işin özü, temiz kalple istemek ve sahip olduklarına şükretmek. The Secret çekim yasasını farklı bir dille anlatıyor olabilir; benim yaklaşımımda ise bu düşünce, Allah’a dua etmek ve şükretmekle birlikte ele alınabilir. Bu, iki yaklaşımın her yönüyle aynı olduğu anlamına gelmez; önemli olan, kişinin kendi inancını göz ardı etmeden neye yöneldiğini sorgulamasıdır.

Allah Kur’an’da ne diyor?

Âl-i İmrân Suresi, 27. ayet:

“Geceyi gündüze sokarsın, gündüzü geceye sokarsın. Ölüden diriyi çıkarırsın, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğine de hesapsız rızık verirsin.”

Bakara Suresi, 212. ayet:

“İnkâr edenlere dünya hayatı süslü gösterildi. Onlar iman edenlerle alay etmektedirler. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar ise, kıyamet günü bunların üstündedir. Allah dilediğine hesapsız rızık verir.”

Allah rızkını kime verecek? Tabii ki isteyene verecek. Ona temiz kalple dua edene, verdikleri için şükredene verecek. Çünkü Allah’ın rahmeti bol, rızkı bol.

Burada önemli olan, canı gönülden ve temiz kalple dua etmek, istemek. Yoksa “İki kere iki belki dört eder” ya da “Zaten kabul olmaz” mantığıyla dua etmek değil. İnsan dua ederken isteğine inanmak ve şükretmek ister; fakat içinde taşıdığı kuşkuları da fark etmesi gerekir.

Dua ederken kararlı ve inanarak istememizi zorlaştıran şeylerden biri, bilinçaltımızdaki inanç kayıtları, yani vesvese dediğimiz düşünceler olabilir. Örneğin, “Çok paraya sahip olmak günah” diye bir inancın varsa, dilinle Allah’tan zenginlik isterken arka planda bu isteğinle ilgili bir korku da taşıyabilirsin. Burada kastettiğim Allah’ın gücünün sınırlanması değil; kişinin kendi isteğine yaklaşımındaki iç çatışmadır.

İstediğimizin Nasıl Geleceği Allah’ın Takdiridir

İnsanların takıldığı diğer konuyu da kendi bakış açımdan açıklamak istiyorum. Siz istedikten sonra, onun size nasıl geleceği Allah’ın takdiridir.

“İsteğimizi yaptık, bu bize havadan gelecek” diye beklemek ya da bir yönteme bağlanıp isteğin mutlaka o yoldan gerçekleşmesini beklemek insanı sınırlar. Dua etmek, çaba göstermeyi ve karşısına çıkan imkânları değerlendirmeyi bırakmak demek değildir.

Örneğin, bir ev sahibi olmak istiyorsunuz ve bunun için Allah’a dua ediyorsunuz. Eğer duanız kabul olduysa, o ev size birçok yoldan gelebilir:

  • Taksitle satın alabilirsiniz. Evin taksitlerini ödeyecek fırsatlar karşınıza çıkabilir.
  • Ev, miras yoluyla size gelebilir.
  • Bir yerden toplu para gelir ve siz o parayla satın alırsınız.

Bu, Allah’ın takdiridir. Sizin de fırsatları görmeniz, farkına varmanız ve karşınıza çıkan imkânları değerlendirmeniz gerekir. İsteğin hangi yolla gerçekleşeceğini önceden tek bir biçime bağlamamak, farklı fırsatları fark edebilmenize yardımcı olur.

Yani “Ben yan gelip yatayım, kukuma kuşu gibi düşüneyim, bir şey yapmayayım, istediğim bana gelsin” derseniz, ben istediğiniz şeyi elde edeceğinize inanmıyorum. Rızkınızı arayacaksınız; karşınıza çıkan fırsatları değerlendireceksiniz. İstemekle çaba göstermek birbirinin karşıtı değil.

İstemek, Başkasının Hakkını Almak mı?

Bir de insanlar, sanki isteyince başkalarının hakkını alıyormuşuz gibi düşünüyor. Bu da oldukça ilginç bir bakış açısı.

Biz isterken kimden istiyoruz? Allah’tan istiyoruz. Allah’ın rahmeti, bolluğu ve bereketi sınırsızken, Allah’ın Ahmet’in hakkını kısıp Mehmet’e vereceğini düşünmek bana mantıklı gelmiyor. İstemeyi, mutlaka bir başkasının kaybına yol açacak bir durum gibi görmek yerine, kendi isteğimizin niyetini ve ona nasıl ulaşmaya çalıştığımızı sorgulayabiliriz.

Sadece yapmanız gereken, bakış açınızı değiştirmek.

çekim yasası

Soru: Bilinçaltımızdaki İnançlar Allah’ın Vermesine Engel mi?

“Çok paraya sahip olmak günah diye bir inancın varsa, sen dua ederken dilinle Allah’tan zenginlik isterken arka planda günahtan korktuğun için zenginlik sana gelmeyecektir” demişsiniz ya, ben burada takılıyorum.

Her şeye gücü yeten Allah, bilinçaltımızdakiler yüzünden istediklerimizi veremeyecek mi, haşa? Yani Allah, “Ben kuluma vereceğim ama bilinçaltında böyle bir bilgi var, veremem” mi diyor?

Cevabım: Her Şey Kalpte Bitiyor

Bu sorudaki ayrımı iyi yapmak gerekiyor: Ben, bilinçaltındaki bir inancın Allah’ın kudretini sınırladığını söylemiyorum. Anlatmak istediğim, kişinin kendi isteğine dair taşıdığı düşünce ve korkuların, o isteği nasıl karşıladığını etkileyebilmesidir. Çekim yasası Allah inancı ve kaderle birlikte ele alındığında da, benim vurgum Allah’ın gücünden ziyade insanın kalbindeki yöneliş ve kendi tutumudur.

Bilinçaltı, bu anlatımda kalbimizde taşıdığımız ve çoğu zaman farkında olmadığımız inançlar olarak düşünülebilir. Evrende yanlış ya da doğru diye sınıflandırdığımız pek çok şey, bizim değerlendirmemizle anlam kazanır. Bilinçaltı kayıtları da böyledir: Yaşadıklarımızı ve duyduklarımızı kendi bakış açımıza göre yorumlarız.

Bu sınıflandırmalar çocuklukta oluşan kodlamalardan gelebilir. Ebeveynlerimizin bize yaptığı telkinler ve yaşadığımız olaylar, bir durumu nasıl değerlendirdiğimiz üzerinde etkili olabilir. Dolayısıyla kişi, bugün bir isteği dile getirirken geçmişte öğrendiği bir yargıyla da karşılaşabilir.

Dua, Enerji ve Kalpten İstemek

Benim kullandığım anlatımda evrende her şey enerjidir; iletişim de enerjiyle yapılır. Sen dilinle bir istekte bulunurken evrene enerji gönderiyorsun, dua ederken de bir yöneliş ve niyet ortaya koyuyorsun. Buradaki enerji ifadesi, yazıdaki kişisel yaklaşımın bir parçası; dua ve inançla ilgili kesin bir bilimsel açıklama olarak anlaşılmamalı.

Bu yaklaşıma göre kalbinle ortaya koyduğun yöneliş önemlidir. Bilinçaltında kayıtlı olumsuz düşünceler, kalbine vesvese olarak yansıyabilir. Dilinle zenginlik isterken içinde “Zenginlik günahtır” korkusu varsa, bir yandan istemen, diğer yandan bu isteği yanlış bulman söz konusu olabilir.

Bu durumu, fizikteki iki kuvvetin ortadaki bir nesneyi farklı yönlere çekmesi gibi düşün. İki kuvvet farklı yönlere çektiğinde, ortadaki nesne kuvvetli olanın yönüne hareket eder. Buradaki benzetme de isteğin ile ona eşlik eden korkunun birbirine ters düşmesini anlatıyor. Bu iki yön aynı istikamette olduğunda, istediğine doğru ilerlemek kolaylaşabilir.

Düşüncelerin ve Kalbin Aynı Yönde Olsun

Allah’ın bakacağı yer kalbidir. Sen kalben “Zenginlik günahtır” diye düşünüyorsan, bu inanç isteğine yaklaşımını etkiler. Burada mesele Allah’ın dilediğini verememesi değil; kişinin diliyle istediği şeyle kalbinde doğru ya da yanlış diye sınıflandırdığı şeyin çatışmasıdır.

Birçok insanın takıldığı konu bu. İnsanlar sürekli dua ediyorlar ama kalben dua etmediklerini, içlerinde başka düşüncelerin bulunduğunu hissedebiliyorlar. Böyle bir durumda kendine şu soruyu sormak işe yarayabilir: “İstediğimi gerçekten istiyor muyum, yoksa ona dair öğrendiğim bir korku beni geri mi çekiyor?”

İnsanların neden “nefesi kuvvetli hoca” aradığının farkında mısın? Benim düşünceme göre, aslında kalbi temiz bir insan arıyorlar; kendileri için temiz kalple Allah’a dua etsin diye. Kendi kalplerine güvenmiyor, kendi kalplerini temizlemekten aciz hissedip başkasından medet umuyorlar.

Her şey kalpte bitiyor. Kalbine de beynin hükmediyor. Beynindeki düşünce tarzını değiştir. Hedefine odaklan, kalbin de seni destekler.

Sevgiyle kalın.

Halis Şahiner

çekim yasası

Kontrol Sende Kitabımın için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Benzer Gönderiler

4 yorum

  1. Merhaba Sevgili Şahin Ağabey, böyle bir soruya verdiğiniz mükemmel cevaplar için çok teşekkür ederim. Hem evrende hem de insan denilen canlıda herşey bir bütün. mesela biz dua ederken biliçaltımızdan ayrı değiliz ki ? zaten sadece biliçaltımızın izin verdiği şeyleri isteyebiliriz.
    aslında önce biliçaltını nedir'i anlamak lazım bu yazıyı anlamak için. biliçaltını bir organın gibi düşün, ama sen onun göremezsin. sürekli çalışır sen uyanıkken, sen uykudayken bile seni olmak istediğin kişi yapmak için projeksiyonlar çizer, onun için yorulmak yoktur. biliçaltı senin doğumdan itibaren inşa ettiğin olmasına izin verdiğin temel bir değerler, kurallar, yargılar bütünüdür. hayatının %%99,9'unda biliçaltındaki kurallar işletilir. biliçaltı senin en özgün eserindir. aslında işin başlangıç noktası biliçlatındaki ayrık otlarının (aptal önyargıların) temizlenmesidir. ayrıca evren bir bütündür demiştim ya, işte bu bütünün içinde bazı insanların da ''secret''tan haberdar olmaması gerekiyor, bu da bütünün içindeki özel bir dengedir; secret'ın kitabı & filmi de olsa o hala bir ''secret '' . kimileri için Allah'a bir şükür vesilesi kimileri için koca bir saçmalık, zaten olması gereken de bu çünkü denge böyle sağlanıyor.

    biz çocukken zihnimizde herşey mümkündü. isterseniz 4 yaşındaki bir çocukla konuşun, O bir gün dedektif olur, bir gün polis, diğer gün devlet başkanı…hiçbir sınır yada engeli yoktur ''zihninde''. ama bu çocuk büyüdükçe bazı şeylerin neden olamayacağı konusundaki bilgileri öğrene öğrene kendini kısıtlar ve yaşamını dar kalıplara hapseder. zihni ''ekmek aslanın ağzındadır, çok mal haramsız olmaz, vs vs gibi sözlerle doludur. ne zaman lüks bir ev, araba vs görse içten içe hasetlenir, gördüğü zenginlikleri tekzip eder, işte bu tablo tam olarak bizim ''poor mind'' dediğimiz zihni temsil eder. bu zihin fakirdir ve işletim sistemindeki var oluş amacına hizmet etmeyen yargılardan arınmadıkça zengin olamaz, bu evrenin yasasıdır. ayrıca zenginliği tomar tomar banknotlara sahip olarak algılamak da yanılgıların bir diğeridir. Zihnen fakir olan insanın milyonlarca dolar parası da olsa bunu ya kendi iyiliği huzuru için harcayamaz sürekli kendisini kaosa sürükleyen adımlar atar yada parasını ''hiç'' harcayamaz ve devamlı biriktirir, bütün zenginliğini(!) de varislerine bırakır. her halukarda bu soruların hepsinin cevabı biliçaltındadır. işin özü önce biliçaltını tanımak sonra onunla, o iç çocuğumuzla doğru yollardan iletişime geçip onu yeni bir yaşama ikna etmekte yatar.

    bu konu ile ilgili faydalı olabileceğini düşündüğüm bir kaç link paylaşmka istiyorum, izninizle:

    1- http://www.youtube.com/watch?v=L9RzEviFA8Y

    2- http://www.phoenixkoc.com/para_miknatisi.html

    3- http://www.kodadipara.com/

  2. Merhaba bi yazıda kilo kilo vermek isteyen insan kilo veriyorum derse kilo vermesi zorlasirmis ama zayifliyorum derse zayoflayabilirmis biz Allahtan isterken kilo vereyim dersek Allah anlar nasıl oluyo bu anlatır mısınız lütfen

  3. ÇEKİM YASASI ALLAHIN İNSANOĞLUNA VERMİŞ OLDUGU EN BÜYÜK NİMETLERDEN BİRİSİDİR HAŞA ALLAHI İNKAR DEĞİL AKSİNE ONUN NE KADAR ÜSTÜN OLDUGUNUN İŞARETİDİR.ÇÜNKÜ BİZ İNSANOĞLU YARATILMADAN ÖNCE YAŞAYACAGIMIZ ADI DÜNYAYSA YADA EVRENSE GERÇEK ADI HER NEYSE BİLEMEM AMA BÜTÜN İSTEKLERİMİZ KARŞILANACAGI ŞEKİLDE DÜNYA YARATILMIŞTIR VE BİZLERİDE BURAYA YERLEŞTİRMİŞTİR VALLA İSTEMEYİ BİLİRSENİZ CANI GÖNÜLDEN ALLAHI UNUTMADAN İSTEYİN OLUR HEMDE 100 DE 100 İSTİYECEKSENİZ DOĞRU DÜRÜST ŞEYLER İSTEYİNİZ ÖLDÜĞÜNÜZDE ALLAHIN KARSISINA GEECRKEN İŞTE BEN BÖYLEOLACAGINI BİLMİYORDUM DEMEYİN ALACAGIMIZ CEVAP ŞU OLURDU İNSANOĞLU NEYİ İSTEMİŞSE ONU ALMIŞTIR.SAGLIKLI VE BİLİNÇLİ ŞEKİLDE TOPLUMA AİLENİZE SİZLERE VE GELECEGE FAYDALI ŞEYLERİ İSTEYİN CANI GÖNÜLDEN BU YAZI SADECE AKLIMDAN GECEN ŞEYLERİ YAZDIM HAŞA ALLAHIN BÜYÜKLÜĞÜNÜ TARTIŞAMAYIZ CÜNKÜ İNANIN BANA BU ÇEKİM YASASI SADECE GÜZEL OLANLARDAN BİRİSİDİR BİLMEDİĞİMİZ AMA ÖĞRENECEĞİMİZ DAHA COK ŞEY VAR

Yoruma kapalı.