En Derin Hipnozumuz: Değersizlik İnancı – Dr. Bülent Uran

Değersizlik Duygusu mu, Değersizlik İnancı mı?
Değersizlik bir duygu değil, bir inançtır. Bu yaklaşımda söz konusu olan, bilinçaltının derinlerine yerleşmiş ve kişinin kendisi hakkında doğru kabul ettiği köklü bir düşüncedir. Duygu ile inanç arasındaki bu ayrım önemlidir; çünkü ikisi aynı şekilde ortaya çıkmaz ve aynı biçimde ele alınmaz.
“Bu ayrıntının ne önemi var?” diyebilirsiniz. Ha duygu, ha inanç demek kolaydır; ama arada büyük fark vardır. Duygular geçicidir: ortaya çıkar, ifade edilir ve kullanılır. İfade edilmeyen duygular zamanla birikebilir; yine de birikmiş duyguların boşaltılması, bedenden akıp gitmesine izin verilmesi mümkündür. Duygular çoğunlukla bir eylem ya da durum karşısında, özellikle de riskli algılanan bir olayda üretilir.
Bu bakış açısına göre bilinçaltının bir olayı riskli kabul edebilmesi için, o olayın yerleşmiş bir inancı tehdit etmesi gerekir. Değersizlik bir duygu olsaydı, onu doğuran şey de bu inancı tehdit eden bir durum olurdu. Oysa asıl tehdit altında olan inancın kendisidir; bu tehdide karşı korku, öfke gibi farklı duygular ortaya çıkar. Yani “değersizlik duygusu” diye anlatılan deneyimin altında, kişinin kendisiyle ilgili daha kalıcı bir kabul bulunabilir.
Değersizlik inancı bilinçaltına nasıl yerleşir?
İnanç, bu yazıda anlatıldığı biçimiyle, bilinçaltında kesin doğru olarak kabul edilen düşüncedir. Yerleştiğinde sorgulanmadan doğru kabul edilir ve kişi bu kabulü koruyacak bir tepki geliştirebilir. Dr. Bülent Uran’ın açıklamasında, çocukluktan itibaren yaşanan farklı deneyimlerin toplamı değersizlik inancının yerleşmesinde rol oynar. Burada tek bir olaydan değil, kişinin zaman içinde yaşadıklarından, çevresinden ve gözlemlediklerinden oluşan bir birikimden söz edilir.
Bu inancın ardından, “Değersiz olduğumun anlaşılmaması gerekir” biçiminde ikincil bir kabul gelişebilir. Çünkü anlaşılmak, bu içsel bakışta daha güçlü olanlar tarafından yok edilme riski gibi algılanır. Bilinçaltı da bu riski önlemek için savunma mekanizmaları üretir. İnancın sınırları zorlandığında duygular devreye girer; kişinin değersiz olduğunun fark edildiğini düşündüğü anlar korku ve öfkeyi tetikleyebilir.
Eleştirilme korkusu ve değersizlik inancı
En sık karşılaşılan örneklerden biri eleştirilmek ya da eleştirildiğini zannetmektir. Bu yaklaşımda eleştiri, bilinçaltı tarafından değersizliğin fark edilmesiyle eşdeğer görülebilir. Bu nedenle kişi eleştiriden kaçınabilir ya da eleştiriye sert tepki gösterebilir. Her eleştiri karşısında verilen tepkiyi tek başına bir inancın kanıtı saymak gerekmez; ancak eleştirinin neden bu kadar tehdit edici geldiğini fark etmek, kişinin kendi savunmalarını anlamasına yardımcı olabilir.
Bu yüzden değersizliği yalnızca geçici bir his gibi görmek, yazının temel düşüncesini gözden kaçırır. “Değersiz hissediyorum” sözü gündelik dilde yerleşmiş olsa da burada anlatılan, hissin gelip geçmesinden daha köklü bir kabuldür. Değersizlik inancı nasıl anlaşılır? Bu metnin yaklaşımında, kişinin eleştiri karşısındaki tepkilerine, takdir arayışına ve kendini olduğundan güçlü gösterme çabasına bakarak bu savunmalar üzerine düşünmek mümkündür. Bunlar bir tanı değil, fark edilmeyi bekleyen davranış örüntüleridir.
Takdir arayışı: “Değer satın almak”
Değersizliği duygu olarak düşünürsek, karşısına “değerli hissetmek” çıkar. Kişi başkaları ona değer verici davranırsa değersizlik hissinin tersine döneceğine inanabilir. Böylece takdir göreceği davranışlar sergilemeye ya da çevresinden değer gösterilmesini istemeye başlar. Birilerinden takdir alınca kendini “değerli hisseder”. Dr. Bülent Uran’ın “hipnoz” dediği yanılsama da burada başlar: Dışarıdan gelen takdir, içerdeki inancın değiştiği sanısını yaratabilir.
Oysa belli bir miktar “değer” satın almakla bu arayış sona ermiyorsa, içerdeki inanç yerinde duruyor demektir. Kişi ne kadar takdir görürse görsün daha fazlasını bekleyebilir; çünkü aranan yalnızca iyi hissetmek değil, değersiz olduğunun anlaşılmayacağına dair güvence bulmaktır. Peki, “değer verildiği” hipnozuna kapılınca kişi neden iyi hisseder? Bu yaklaşıma göre bir savunma mekanizması işe yaramıştır. Takdir eden kişiden zarar gelmeyeceği ve onun değersizliği fark etmediği düşünülür. Kişi karşısındakini “kandırmış” olabilir; ama kendisini kandıramaz: Temel inanç hâlâ oradadır.
Dolayısıyla değersizlik inancını değiştirmek, yalnızca dışarıdan daha çok takdir görmeye indirgenemez. Buradaki vurgu, takdir arayışını yargılamak değil, onun hangi korkuya karşı koruma sağladığını fark etmektir. İnanç yerinde dururken dışarıdan alınan onay geçici bir rahatlama sağlayabilir; fakat bu, içsel kabulün değiştiği anlamına gelmez.
Güçlü görünme çabası ve savunma mekanizmaları
Değersiz, yani güçsüz ve yetersiz olduğuna inanan bilinçaltı, bu bilgiyi başkalarından gizlemeye çalışır. Peki, nasıl? Çevreden öğrenilenler, yaşananlar ve gözlemlenenler burada belirleyici olur. Bir davranış zayıflık ya da yetersizlik belirtisi sayılıyorsa kişi ondan uzaklaşabilir; güçlülük işareti sayılan davranışları ise benimseyebilir.
Duygularını göstermek zayıflık kabul ediliyorsa onları gizleyebilir; başkalarını eleştirmek güçlülük gibi görünüyorsa kendisi de eleştirel olabilir. Güçlü görünme çabası; hatasız olmaya, saygın bir konum elde etmeye, fiziksel olarak kabul edilebilir görünmeye ya da maddi açıdan zengin olmaya yöneltebilir. Kişi toplumun benimsediği rolleri oynayabilir, kibar ve nazik görünmeye çalışabilir, iyi bilinmek isteyebilir veya başkalarına yüksekten bakabilir.
Çevrenize bakın: Bir kişi ne kadar eleştirel ve kibirliyse, başkalarını ne kadar aşağılıyor, “en doğrusunu ben bilirim” havasıyla hareket ediyorsa, bu yaklaşımda içindeki değersizlik inancını o kadar güçlü biçimde saklamaya çalışıyor olabilir. Ne kadar mükemmeliyetçi davranıyor, yaptıklarını savunup hatasız olduğuna sizi ikna etmeye uğraşıyorsa, yine bir savunma mekanizması devrede olabilir. Başkalarından sürekli takdir beklemek de kişinin içinde değersizlik olmadığına çevresini ikna etme çabası olarak görülebilir. Bunlar yazının sunduğu bir yorum çerçevesidir; insanları tek bir davranışla tanımlamak için değil, savunmaların işlevini düşünmek için okunmalıdır.
İlk adım: Kendi savunmalarını fark etmek
Değersizlik inancından kurtulmanın ilk adımı, savunma mekanizmalarını fark etmektir. Farkında olmak ve farkında olmayı istemek… Kendimizden utanmadan, bilinçaltımızın bizi korumak için hangi mekanizmaları devreye soktuğunu gözlemlemek gerekir. Eleştiriden kaçarken, takdir ararken ya da güçlü ve hatasız görünmeye çalışırken kendimize şu soruyu sorabiliriz: “Bu davranış beni hangi riskten korumaya çalışıyor?”
Bu soru, değersizlik inancını bir anda ortadan kaldırma vaadi taşımaz. Ama dışarıdan “değer satın alma” arayışıyla temel inancın aynı şey olmadığını görmeye ve kendi tepkilerimizi anlamaya kapı açar. Yazının ana mesajı da burada toplanır: İçerdeki inancı fark etmeden, onu gizlemek için geliştirilen savunmaları görmek zordur.
Dr. Bülent Uran
En Derin Hipnozumuz – Değersizlik İnancı
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız








Degersizlik inanci ile kendini sevmemek ayni sey diyebilir miyiz?
Kendini sevmek içindeki layıklık boyutunu artırır buda değersizlik inancını azaltır.
Mrb hocam benim sorum neden bizi sevmeyeni isararla cok severiz de seveni de istemeyiz…hayatim boyunca hep bunu yasadim ,zinciri kiramiyorum,nerde hata yapiyorum,hic bir iliskim evlilige gitmiyo en fazla bir hafta suruyo..esasen evlenmek den de korkuyorum hem istiyorum hem iatemiyorum korkularim var,endiaelerim var onlae beni yonetiyo iste…bbir de degersizlik hissi var kendimi sevmiyorum.en ufak bi hatamda kendimj acimasizca yaraliyorum..hata yapmaktan da korkuyorum
Söylediğin konu değersizlik inacı ile bağlantılıdır. Kendimizin değersiz olduğumuza inanıyorsak bizi değerli göstereceğini düşündüğümüz şeyler ararız. Kişilerde bunlardan bir tanesidir. Bizden üstün gördüğümüz kişiler bizi sevsin diye büyük çaba sarfederiz. Onu elde ettikten sonra ise değersiz birini seven kendisi değersizdir mantığı nedeniyle bizim gibi bir değersizi sevebileceği için onunda aslında değersiz olduğunu anlar ve ondan uzaklaşırız.
Ve yeniden bizden değerli gördüğümüz bizi sevmeyeceklerin peşine düşeriz.
kendimizi olduğumuz halimizle kabul edip kendimizle barışmadığımız sürece bu döngü devam eder.
Cocuklukta yapılan koşullandırmalar tüm hayatımız boyunca devam eder. 0-6 yaş arasında yaşadıklarımız öğrendiklerimiz bize doğru diye dayatılan konular tüm yaşamımızda bizimle birlikte devam eder. Özellikle yaşanılan sevgi açlıkları, ebeveynlarin kendilerinin sevgiyi bilmemelri ve sevgi almak için bizden gücümüzün üstünde birşey beklemeleri yada öyle düşünmemizi sağlayan davranışlarda bulunmaları bizim bu dünyadaki kendimize biçtiğimiz değerin temelini oluşturur.
Geçmişi çözmeden layık olma boyutumuzu çözümlememiz çok zordur.
Geçmişte bize dayatılan layık olmadığımız, beklentileri karşılamadığımız, yetersiz hissettiriren telkinler hayatımız boyunca zihnimizde tekrar eder durur. Bunlar çözülmeden huzura ermek zor.
Mrb hocam değersizlik inançlarını tespit ettik diyelim bunları değiştirmemiz için gereken metot nedir olumlama gibi birçok yönteme kendimi inandıramıyorum nasıl olacak kararsızım saygılar
İçindeki incinmiş kendisini yetersiz hisseden çocuğa bir şekilde ulaşıp onu algılarının doğru olmadığını anlatmanız lazım.
Meditasyonla geçmişe gidip ona bu durumu anlatabilirsiniz.
Yada EFT benzeri tekniklerle sahne sahne temizlemeniz gerekebilir.
Meraba hocam. Ben çok yoruldum, psikologlar bana fayda etmiyor. Kaç tanesine gittim ama yok olmadı. Bildiğim ama yapamadığım şeyleri tekrarlıyorlar. Kendi başıma kendimi tedavi etmek istiyorum. Ama bendeki değersizlik inancının çok kökleşmiş olduğunu biliyorum. Kendim için ne yapabilirim
Bu sitedeki bilgiler kendi kendilerine çalışma yapabilecek kişilere yöneliktir. Travma tarzı tekraralayan sorunlarınız için konuda çalışma yapan kişilerden profesyonel destek almanızı tavsiye ederim.