İstediğim Kişiyi Hayatıma Çekebilir miyim?

Çekim Yasasını İlişkilerde Kullanmak: Kişiye Değil, Duyguya Odaklanmak

Günümüzde birçok insan ilişkilere belirli beklentilerle giriyor. Kimi sevilmek istiyor, kimi yalnızlığından kurtulmak istiyor, kimi maddi güvence arıyor, kimi cinsellik, kimi de kendi iç dünyasında eksik kalan bir duygunun tamamlanmasını bekliyor. Elbette her insanın bir ilişkiden beklentisi olabilir. Ancak beklentiler farkındalıkla yönetilmediğinde, ilişki gerçek bir paylaşım alanı olmaktan çıkar; ihtiyaçların, korkuların, eksiklik duygularının ve bilinçaltı kayıtların birbirine karıştığı karmaşık bir alana dönüşür.
İki insan arasında ilişki kurulması son derece doğal bir süreçtir. Yaşamın gelişmesi, insanın kendini tanıması ve duygusal olarak olgunlaşması için ilişkiler önemli bir alandır. Fakat ilişkilerde egomuzu, beklentilerimizi ve bilinçsiz ihtiyaçlarımızı sürekli ön plana çıkardığımızda, bizi gerçekten mutlu edecek bir ilişki deneyimi yaşamakta zorlanırız.
Çekim yasası, birçok kişinin duyduğu evrensel yasalardan biridir. Bu anlayışa göre hayatımızda deneyimlediğimiz birçok olay, geçmişte ektiğimiz düşünce tohumlarının, inanç kalıplarının ve duygusal enerjilerin bir sonucu olarak karşımıza çıkar. Fiziksel dünyada zıt kutuplar birbirini çekerken, ruhsal ve enerjisel düzlemde benzer frekanstaki düşünceler, duygular ve inançlar birbirini çeker. Başka bir ifadeyle insan, çoğu zaman kendi iç dünyasında taşıdığı enerjiye uygun deneyimleri hayatına davet eder.

İlişkilerde Enerji ve Duygunun Rolü

Evrende her şey enerjidir. Düşüncelerimiz, duygularımız, inançlarımız ve seçimlerimiz de bu enerjinin bir parçasıdır. Evrene yaydığımız enerji, kendisine uygun kişi, olay ve deneyimleri hayatımıza çekme eğilimindedir. Mutluluk enerjisi taşıyan bir insan, kendisini daha fazla mutlu edecek deneyimlere açık hale gelirken; mutsuzluk, korku, değersizlik ya da terk edilme enerjisi taşıyan bir insan, farkında olmadan bu duyguları destekleyen kişi ve olayları hayatına çekebilir.
Bu noktada sorumluluk kavramı önemlidir. Ancak burada sorumluluğu suçluluk anlamında kullanmıyorum. Yaşadığımız her şeyden sorumluyuz demek, yaşadığımız her şeyi hak ettik ya da başımıza gelen her olayın suçlusu biziz demek değildir. Sorumluluk; kendi seçimlerimizi, tekrar eden ilişki kalıplarımızı, bilinçaltı kayıtlarımızı ve hangi duygu alanından hareket ettiğimizi fark edebilme gücüdür.
Başımıza gelen bazı olaylarda bilinçli bir seçim yaptığımızı düşünmeyebiliriz. “Ben bunu istemedim ki”, “Benim bu olayda ne kabahatim var?”, “Böyle bir ilişkiyi ben seçmedim” diyebiliriz. Fakat çoğu zaman bilinçli zihnimizin istemediği şeyler, bilinçaltımızda taşıdığımız korkuların, inançların ve alışkanlık haline gelmiş duygu kalıplarının etkisiyle hayatımıza girebilir.
Hayat seçimlerden oluşan bir süreçtir. Her durumda hayat bize bir seçim alanı sunar. Biz yaptığımız seçimlerle, yaşamımızda neyi deneyimlemek istediğimize dair bir yön belirleriz. Eğer seçimlerimizi farkındalıkla, gerçekten istediğimiz duyguya ve deneyime odaklanarak yaparsak, yaşamak istediğimiz ilişki türüne daha fazla yaklaşırız. Ancak seçim yapmadan, yalnızca etrafımızda olup bitene tepki vererek yaşarsak, hayatın bize sunduğu koşulların içinde savruluruz.
Seçim yapmamak da bir seçimdir. İnsan seçim yapmadığında, o anki ruh haline, korkularına, eksiklik duygusuna ya da bilinçaltı kayıtlarına uygun olayları hayatına çekebilir. Bu nedenle ilişkilerde asıl mesele, sadece bir ilişki istemek değildir. Asıl mesele, o ilişkinin içinde hangi duyguyu deneyimlemek istediğimizi fark etmektir.

İlişkilerde Asıl Odak Noktası: Kişi Değil, Duygu

İlişkiler söz konusu olduğunda çekim yasasının en önemli noktası, belirli bir kişiye takılı kalmak yerine, yaşamak istediğimiz duyguya odaklanmaktır. Bir ilişkide huzur mu istiyoruz? Güven mi? Sevgi mi? Değerli hissetmek mi? Paylaşım mı? Saygı mı? İçtenlik mi? Öncelikle bunun farkına varmak gerekir.
En büyük hata çoğu zaman burada yapılır. İnsanlar ilişki içinde deneyimlemek istedikleri duyguya değil, belirli bir kişiye odaklanır. “Şu kişi beni sevsin”, “Şu kişi hayatıma gelsin”, “Şu kişi benimle olsun” düşüncesi, ilk bakışta çekim yasasını ilişki için kullanmak gibi görünebilir. Ancak burada önemli bir unsur devreye girer: insanın özgür iradesi.
Çekim yasasını ilişkilerde kullanmak, bir insanın özgür iradesini değiştirmeye çalışmak değildir. Birini kendimize bağlamak, birini kendi isteğimize göre yönlendirmek ya da karşı tarafın seçimini kontrol etmeye çalışmak çekim yasasının sağlıklı kullanımı değildir. Asıl mesele, kendi duygu alanımızı, ilişki seçimlerimizi ve bilinçaltı kalıplarımızı fark etmektir.
Çekim yasasıyla, yaydığımız enerjiye uygun deneyimleri hayatımıza çekebiliriz. Ancak konu insan olduğunda süreç daha hassas bir boyut kazanır. Çünkü karşımızdaki kişinin de kendi özgür iradesi, seçimleri, duyguları, düşünceleri ve enerji alanı vardır. Bir kişinin hayatımıza gelmesi, sadece bizim onu istememize değil; onun da kendi özgür iradesiyle bizi seçmesine, istemesine ve bizimle benzer bir frekansta olmasına bağlıdır.
Eğer duygunuza odaklanır ve hayatınıza bu duyguya uygun bir ilişkiyi çekmeye niyet ederseniz, bu duyguya uygun bir kişinin hayatınıza girmesine alan açarsınız. Ancak isteğinizi “mutlu, huzurlu, güvenli ve sevgi dolu bir ilişki” olarak değil de “mutlaka şu kişi olsun” şeklinde daraltırsanız, doğal akışa müdahale etmeye başlamış olursunuz. Bu durumda sonucun ne olacağını garanti etmek mümkün değildir.

Belirli Bir Kişiye Odaklanmanın Riskleri

Bir kişiye yoğun şekilde odaklandığınızda, onu bir ilişki deneyiminin sembolü haline getirebilirsiniz. Oysa o kişinin sizin bilmediğiniz birçok huyu, davranış biçimi, inanç kalıbı, ilişki tarzı ya da duygusal yükü olabilir. Uzaktan bakıldığında ideal gibi görünen biri, yakın ilişki içinde bambaşka dinamikler ortaya çıkarabilir.
Günümüzde birçok ilişki ve evlilik probleminin temelinde de bu farkındalık eksikliği vardır. İnsanlar nasıl bir ilişki yaşamak istediklerini, hangi duyguları deneyimlemek istediklerini, hangi değerlere ihtiyaç duyduklarını yeterince belirlemeden ilişkiye başlarlar. Bazen yalnızca “bir ilişkim olsun”, “evleneyim”, “yalnız kalmayayım” ya da “bu kişi benim olsun” düşüncesiyle hareket ederler.
Fakat ilişki başladıktan sonra, daha önce fark edilmeyen birçok davranış biçimi ortaya çıkabilir. Zamanla baskı, değersizlik, güvensizlik, huzursuzluk ya da pişmanlık deneyimleri yaşanabilir. Eğer bir ilişkide fiziksel, psikolojik, ekonomik ya da duygusal şiddet varsa, bu durum yalnızca olumlu düşünceyle, enerji çalışmasıyla ya da sabırla geçiştirilecek bir konu değildir. Böyle durumlarda kişinin kendi güvenliğini öncelemesi, gerekli profesyonel, hukuki ya da sosyal desteği alması önemlidir.
Bu nedenle ilişkiyi hayatımıza çekerken, sadece fiziksel özelliklere, statüye, maddi duruma ya da belirli bir kişiye odaklanmak yeterli değildir. Hatta çoğu zaman yanıltıcıdır. Asıl odaklanılması gereken şey, ilişkinin bize nasıl hissettireceğidir.

Sağlıklı Bir İlişki İçin Duygusal Kriterler

Sağlıklı bir ilişki yalnızca iki insanın birbirini sevmesiyle sınırlı değildir. Sevgi önemlidir; fakat tek başına yeterli değildir. Bir ilişkinin sağlıklı ilerleyebilmesi için güven, saygı, açıklık, sorumluluk, özgürlük ve karşılıklı farkındalık da gerekir.
Bir ilişkide kendinizi sürekli ispat etmek zorunda hissediyorsanız, değerinizi karşı tarafın ilgisine göre ölçüyorsanız, sürekli kaybetme korkusuyla hareket ediyorsanız ya da kendiniz olmaktan uzaklaşıyorsanız, burada durup bakmanız gereken bir alan vardır.
Sağlıklı bir ilişkide insan kendini baskı altında değil, daha açık ve doğal hisseder. Kendi düşüncelerini ifade edebilir. Duygularını saklamak zorunda kalmaz. Karşı tarafın sevgisini kazanmak için sürekli rol yapmak, kendini küçültmek ya da kendi ihtiyaçlarını yok saymak zorunda değildir.
Bu nedenle bir ilişkiyi çekerken sadece “Bu kişi benim hayatıma gelsin” demek yerine, “Ben bu ilişkide kendimi nasıl hissetmek istiyorum?” sorusu daha doğru bir kapı açar. Çünkü duygu, ilişki seçimlerimizin merkezinde yer alır.

Özgür İrade ve Çekim Yasası Birlikte Nasıl Çalışır?

Odaklandığınız kişi bir şekilde karşınıza çıkabilir. Çekim yasasının bu yönü gerçekten güçlüdür. Yoğun şekilde düşündüğünüz, enerjinizi yönelttiğiniz ya da karşılaşmayı arzuladığınız biriyle aynı ortamda bulunma ihtimaliniz artabilir. Ancak o karşılaşmanın hangi koşullarda olacağını siz belirlemeyebilirsiniz.
Hiç beklemediğiniz bir yerde karşılaşabilirsiniz. Aynı ortamda bulunabilirsiniz. Bir vesileyle iletişim alanı açılabilir. Ancak bundan sonrası yalnızca sizin isteğinize bağlı değildir. Karşınızdaki kişi sizinle aynı frekansta değilse, onun özgür iradesi farklı bir yönde çalışıyorsa ya da aynı duygusal açıklıkta değilse, süreç beklediğiniz gibi ilerlemeyebilir.
Bu durumda kişi; uzaktan bakma, yaklaşamama, konuşamama, kabul edilmeme ya da beğenilmeme gibi deneyimlerle karşılaşabilir. Bu, çoğu zaman kişisel bir yetersizlik değil, iki insanın enerji, seçim ve niyet alanlarının aynı noktada buluşmamasıyla ilgilidir. Bu nedenle çekim yasasını ilişkilerde kullanırken, başka bir insanın özgür iradesini göz ardı etmemek gerekir.

İlişkide Duyguya Odaklanmak Ne Demektir?

İlişkide duyguya odaklanmak, “Ben nasıl bir ilişki istiyorum?” sorusunu daha derinden sormaktır. Bu soru yalnızca dış koşullarla ilgili değildir. “Uzun boylu olsun, zengin olsun, güzel olsun, güçlü olsun, şu meslekten olsun” gibi fiziksel ya da dışsal detayların ötesine geçmeyi gerektirir.
Daha doğru soru şudur: “Bu ilişkinin içinde ben ne hissetmek istiyorum?”
Huzur mu?
Güven mi?
Sevgi mi?
Değer mi?
Saygı mı?
Neşe mi?
Özgürlük mü?
Derin bir paylaşım mı?
Kendim olabildiğim bir alan mı?
Enerji duyguda saklıdır. Fiziksel özellikler geçicidir. Sadece fiziksel konulara odaklanıldığında, devreye bilinçaltındaki korkular, eksiklikler, kıyaslar ve beklentiler girebilir. Bu da sonucu çoğu zaman hayal kırıklığına açık hale getirir.
Bir ilişki ihtimali yalnızca tek bir kişiyle sınırlı değildir. Hayat, sandığımızdan çok daha geniş seçenekler alanına sahiptir. Belirli bir kişiye takılı kalmak yerine, kendi duygularınıza, değerlerinize ve yaşamak istediğiniz ilişki deneyimine odaklandığınızda, hayat sizin için daha uyumlu seçenekleri görünür hale getirebilir.

Takıntılı Odaklanma ve Duygusal Bağımlılık

İlişkilerde belirli bir kişiye takıntılı şekilde odaklanmak, çoğu zaman sevgiyle karıştırılır. Özellikle ayrılıklardan sonra bu durum daha belirgin hale gelir. Ayrıldığı kişiye kızgınlık duyan, terk edilme acısı yaşayan, reddedilmenin etkisinden çıkamayan ya da duygularının tam olarak farkında olmayan birçok insan, eski partnerinin geri dönmesi için yoğun bir arayışa girebilir.
Bu durum çoğu zaman “aşk acısı” olarak tanımlanır. Kişi çok sevdiğini düşünür. Ancak bazen yaşanan şey sevgi değil, duygusal bağımlılık olabilir. İnsan, o kişiden çok, o kişinin kendisinde temsil ettiği duyguya, eksik kalan ihtiyaca ya da tamamlanmamış hikâyeye bağlanmış olabilir.
Bu noktada yapılması gereken şey, bir süreliğine olan bitene odaklanmayı durdurmak ve kendi duygularımıza tarafsızca bakabilmektir. Gerçekte ne istiyoruz? O kişiyi mi istiyoruz, yoksa onun üzerinden değerli hissetmeyi mi? Gerçekten sevgiyi mi arıyoruz, yoksa terk edilme duygusundan kaçmaya mı çalışıyoruz? Birlikte olmayı mı istiyoruz, yoksa reddedilmiş olmanın acısını telafi etmeye mi çalışıyoruz?
Bu sorulara dürüstçe bakabilmek için zihni ilişkinin karmaşasından bir süreliğine çıkarmak gerekir. İlişkiden beklenen tüm sonuçları zihinde bir süre askıya almak, olayın bütününü görmeyi kolaylaştırır. İnsan ancak o zaman kendi duygularını, korkularını, ihtiyaçlarını ve gerçek seçimlerini daha net fark edebilir.

İlişkide En Kötü Seçeneği Kabul Etmek

Bir ilişki konusunda özgürleşmenin en önemli yollarından biri, en kötü seçeneği zihinsel olarak kabul edebilmektir. Bu, ayrılığı istemek anlamına gelmez. Bu, karşı tarafın da özgür iradesi olduğunu kabul etmek anlamına gelir.
Biz nasıl birini istememe hakkına sahipsek, karşımızdaki kişinin de bizi istememe hakkı vardır. Biz nasıl seçim yapabiliyorsak, o da seçim yapabilir. Bu gerçeği kabul etmek, ilişkinin üzerindeki baskıyı azaltır. İnsan bir ilişkinin hayatındaki tek seçenek olmadığını kabul ettiğinde, enerjisi genişler. İlişkisiz bir hayatın da devam edebileceğini, hatta insanın kendi içinde mutlu olabileceğini kabul ettiğinde, bağımlılık enerjisinden çıkmaya başlar.
Bu yaklaşım bazı insanlara ilk anda sert gelebilir. “Ben birleşmek istiyorum, sen ayrılığı kabul et diyorsun” şeklinde algılanabilir. Oysa burada amaç ayrılığı teşvik etmek değildir. Amaç, kişinin sahip olduğu seçenekleri fark etmesini sağlamaktır. İnsan seçeneklerini fark ettiğinde, içinde bulunduğu dar alandan çıkabilir. Resmin bütününü görmeye başladığında, yalnızca bir kişiye, bir sonuca ya da bir ihtimale sıkışmadığını fark eder.
Bu farkındalık, çekim yasasının çalışmasının önündeki birçok engeli de kaldırabilir. Çünkü kişi korku, eksiklik, terk edilme ve istenmeme enerjisinden çıktığında, yeniden ilişkiye açık hale gelir. Bu açıklık, bazen eski ilişkinin daha sağlıklı bir biçimde dönüşmesine, bazen de çok daha uyumlu yeni bir kişinin hayatına girmesine alan açabilir.

Bolluk Bilinci ve İlişkiler

Mutlu ve huzurlu bir yaşam istiyorsak, öncelikle sahip olduklarımızın ve sahip olabileceğimiz seçeneklerin farkına varmamız gerekir. Evrende bolluk vardır. İlişki açısından da bu böyledir. İnsan, sadece tek bir kişiye, tek bir ihtimale ya da tek bir senaryoya sıkıştığında, bolluk bilincinden uzaklaşır.
Bolluk bilinci, tek bir kişiye ya da tek bir ihtimale sıkışmak yerine, yaşamın farklı kanallardan bize seçenekler sunabileceğini kabul etmektir. Bir insan, yalnızca bir kişiyi hayatının merkezi haline getirdiğinde, kendi gücünü de farkında olmadan o kişiye teslim edebilir. Oysa ilişki, insanın kendinden vazgeçtiği değil, kendini daha açık ve sağlıklı biçimde tanıdığı bir alan olmalıdır.
Çekim yasasında dikkat edilmesi gereken temel nokta, isteği gereğinden fazla fiziksel ayrıntıya boğmadan, o isteğin yaratacağı duyguya ve olabilirliğine odaklanmaktır. Bir şeyi çok fazla detaylandırdığınızda, zihniniz “Bu nasıl olacak?”, “Gerçekten mümkün mü?”, “Ya olmazsa?” gibi şüpheler üretmeye başlayabilir. Şüphe ise enerjiyi böler. İnsan istediği şeye sahip olma alanına değil, sürekli isteme alanına sıkışabilir.
Bu nedenle fiziksel özelliklerden çok, yaşamak istediğiniz duyguya odaklanmak daha sağlıklı bir yoldur. Olabilirliğe inanmak ise bilinçaltıyla doğrudan bağlantılıdır. Bilinçaltınızdaki olumlu ya da olumsuz kayıtlar, istediğiniz ilişkiyi zihinsel ve duygusal olarak taşıyıp taşıyamayacağınızı belirleyebilir.

Zengin Eş İsteği ve Bilinçaltı Kayıtları

İlişkilerde sık karşılaşılan konulardan biri de maddi durumu iyi olan bir kişiyi hayatına çekme isteğidir. Bu istek, özellikle toplumdaki bazı kalıplar, filmler, aile beklentileri ve güvenlik ihtiyacıyla beslenebilir. Ancak burada önemli bir nokta vardır: İnsan, istediği yaşam biçimini zihinsel ve duygusal olarak taşıyabilecek bir bilinç düzeyine sahip mi?
Bir kişi zengin bir eş istiyor olabilir. Fakat bilinçaltında “Ben bunu hak etmiyorum”, “Böyle bir ortama ait değilim”, “O insanların yanında yetersiz kalırım” gibi kayıtlar baskınsa, bu kişi farkında olmadan o ilişkiyi sabote edebilir. Böyle bir ortama girdiğinde güvensizlik enerjisi yayabilir, kendini geri çekebilir ya da o ilişkiyi başlatacak ortamların içine girmekten kaçınabilir. Bu durum, çoğu zaman kendine güvensizliğin farklı bir yansımasıdır.
Bu nedenle ilişki isteğinde yalnızca dış koşullara odaklanmak yeterli değildir. İnsanın kendi iç dünyasını, değer algısını, öz güvenini, bolluk bilincini ve hak etme duygusunu da fark etmesi gerekir.

İlişki Seçimi Neden Farkındalık Gerektirir?

Bir elbise almak istediğimizde bile uzun süre mağaza gezeriz. Bedenimize uygun mu, rengi yakıştı mı, kumaşı istediğimiz gibi mi, kesimi bize uydu mu, üzerimizde nasıl durdu diye birçok kritere bakarız. Çoğu zaman vitrindeki bir kıyafeti hiç denemeden almayız.
Belki birkaç kez giyeceğimiz bir elbise için bu kadar dikkatli davranırken, ömür boyu birlikte olma ihtimali taşıyan bir ilişki konusunda aynı özeni göstermeyebiliyoruz. Bazen bir kişinin hayatımıza hızla girmesine izin veriyor, sonra yaşadığımız olumsuzluklar karşısında isyan ediyoruz.
Oysa ilişki seçimi, en az hayatımızdaki diğer önemli seçimler kadar farkındalık ister. Hatta çoğu zaman daha fazlasını gerektirir. Çünkü ilişki yalnızca iki kişinin yan yana gelmesi değildir. İki bilinçaltı, iki duygu dünyası, iki aile sistemi, iki değer yapısı, iki korku ve iki yaşam hikâyesi de bir araya gelir.
Bu nedenle hayatınıza girmesini istediğiniz kişiler konusunda önce duygularınıza odaklanın. Nasıl bir ilişki yaşamak istiyorsunuz? Bu ilişkide kendinizi nasıl hissetmek istiyorsunuz? Hangi duygular sizin için vazgeçilmez? Hangi değerler olmazsa olmaz? Hangi ilişki biçimi sizin ruhunuza, yaşamınıza ve gelişiminize hizmet eder?
Duygu, kendisine uygun enerjiyi çeker. Bunu unutmayın.

Kendinize Sorabileceğiniz Farkındalık Soruları

Ben bu ilişkide gerçekten ne hissetmek istiyorum?
Belirli bir kişiye mi odaklanıyorum, yoksa yaşamak istediğim duyguya mı?
Bu kişiyi istememin ardında sevgi mi var, yoksa terk edilme, değersizlik ya da yalnızlık korkusu mu?
Bir ilişki içinde kendimi güvende, değerli ve özgür hissediyor muyum?
Karşımdaki kişinin özgür iradesine gerçekten saygı duyabiliyor muyum?
Bu ilişki ihtimali gerçekleşmezse, hayatımın yine de devam edebileceğini kabul edebiliyor muyum?
Ben ilişkiyi sevgi alanından mı istiyorum, yoksa eksiklik alanından mı?
Hayatıma girmesini istediğim kişiyle gerçekten aynı değerleri ve duygusal zemini paylaşabilir miyim?
Bu sorulara verilecek dürüst cevaplar, insanın kendi ilişki enerjisini daha net görmesini sağlar. Çünkü bazen istediğimizi sandığımız şey, gerçekte ihtiyacımız olan şey olmayabilir. Bazen bir kişiye duyduğumuz yoğun çekim, içimizde tamamlanmamış bir duygunun işareti olabilir. Bazen de ilişki isteğimiz, gerçekten sevgiye değil, yalnızlıktan kaçma arzusuna dayanabilir.

Sonuç: İlişkide Akışa Alan Açmak

Çekim yasasını ilişkilerde kullanmak, bir kişiyi zorla hayatımıza çekmeye çalışmak değildir. Asıl mesele, kendi duygu alanımızı fark etmek, bilinçaltı kayıtlarımızı görmek, seçimlerimizi bilinçli hale getirmek ve yaşamak istediğimiz ilişki enerjisine uyumlanmaktır.
Bir ilişki istiyorsanız, önce o ilişkinin içinde nasıl biri olmak istediğinize bakın. Nasıl hissetmek istiyorsunuz? Nasıl sevmek istiyorsunuz? Nasıl sevilmek istiyorsunuz? Hangi duyguların içinde büyümek, gelişmek ve paylaşmak istiyorsunuz?
Kişiye takılı kalmak enerjiyi daraltır. Duyguya odaklanmak ise alanı genişletir. Çünkü duygu, kendisine uygun olan deneyimi çağırır. Siz huzura, güvene, sevgiye, değere ve karşılıklı saygıya odaklandığınızda, hayatınızda bu duygularla uyumlu kişi ve deneyimlere daha açık hale gelirsiniz.
Unutmayın, sağlıklı ilişki yalnızca birini hayatınıza çekmekle değil, o ilişkiyi taşıyabilecek duygu, bilinç ve farkındalık alanına sahip olmakla mümkündür.
İlişkilerde tekrar eden döngülerinizi, bilinçaltı kayıtlarınızı ve duygusal seçimlerinizi daha yakından fark etmek istiyorsanız, bireysel danışmanlık çalışmaları bu süreci daha bilinçli şekilde görmenize destek olabilir.
Sevgilerimle,
Halis Şahiner
Sosyolog / Yazar

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Similar Posts

19 Comments

  1. Ayni hislerde olan erkek arkadsimi nadil daha cok kendime cekerim duyguya odaklanmak nasıl olmali o kisiyi duyguya dahil edecekmiyix neyi nasil dusunmeliyiz biraz acarmisiniz yasamak istedigim duyguyu dusunurken yalinmi dusunucem yoksa o kisiyle berabermis gibimi

  2. Hedef duyguyu hissetmek. Amaç ve araç konusunu anlamak lazım. Kişi burada araçtır. Hissetmek istediğin duygu amaçtır. Duyguyu hissetmek için birisine ihtiyacın var, kişiyi imgelemeye dahil edebilirsin, ama o kişiyi olmazsa olmazın olarak değil. Kişi araçtır. Seni hedefine ulaştıracak bir araçtır. O duyguyu hisettirecek diğer kişilere de açık olarak imgelemeyi çalıştır.

  3. iyi günler ben bosandim 10 sene oldu talibim cikmadi arkadas tavsiyesiyle biriyle tanisinca adam aramayinca neden arayip sormuyorsun diyorum güya olumsuz düsünüyormusum iliskilerimde basarili olamadim lütfen ne yapacagimi sasirdim nasil insanlari kendime cekerim

  4. Hakkımda sayfasındaki iletişim bilgilerinden bana ulaşabilirsiniz.

  5. USTAD, YAZDIKLARIN AYNEN COK DOGRU. TEBRIK EDERIM. ALLAH ISTEDIGINI SANA AYNEN VERIYOR YETERKI ISTEMESINI BIL.

  6. Merhabalar. Hayatimda olan erkek arkadaşım için daha güzel bir ilişki daha yoğun istekte bulunmak doğru mu. Sevgimiz karşılıki bundan eminim ama bazen monotonlasmaktadir . Çekim yasası ne kadar etkili burda

  7. Hayatımızın temel amacı iyi hissetmektir. Kendimizi iyi hisettirecek şeyleri seçmektir.

    İstedikleriniz değil kalbinizde hissettiklerinizi yaratırsınız.

    Yoksunluk barındırmadığı sürece yoğun istekle ilgili sorun olmaz.
    Ama altında yoksunluk varsa yokluk hissi varsa istediğinizi elde edemezsiniz.

  8. Ben şuan yalnızım ve hayatıma istediğim kişiyi çekmek istiyorum bunun için sadece olumlama yapıp dışarı çıkmak yeterli mi 🙂 bir de Hayalimde ki kişiyi istiyorum takıntı haline getirmedim ve hayalimdeki kişi gerçekte yok yani benim kendi hayalim sadece. Olur mu acaba

  9. Deneyip görebilirsin.
    Denemeden yeterlimi değilmi kimse bilemez.
    Senin enerji seviyeni ve düşüncenin ne kadar odaklı ve olumsuzluktan sıyrılmış olduğunu kimse bilemez.
    İstediğin değil kalben hissettiğin gerçekleşir.

  10. kitabınızın yalnızca pdf hali mi var??? (digital yerine basılı kitap tercih edenlerdenim de :))

  11. Benim problemim bir iliskiye tam baslayacagim her sey iyi gidiyor derken hooppp direkten donuyor. En uzun ikiskim 2 ay surdu. Yani anlamiyorum hircin davrandim yumusak davrandim stratejik davrandum vs ama bir tulu dogru insani bulamadim nerde biz normal davranislar sergilemeyen birisi varsa bana denk geldi son 1 yildir belki 6 7 kisiyle o niyetle konustugum oldu ama hepsi direkten dondu simdi bunlari ben mi cekiyorum eger ben cekiyorsam nasil cekmeyecgim .Aykut igutun evrenden torpilim var kitabini okudum kitaba gore benim egom guzel giden bir seyler yasamis ve birilerine bunu anlatmis sonra o sey kotu olmus Iste benim bu olayi durumu bukup cikarmam lazim iyi de nasil hatirlayabilirim ki??? Bana yardim edin ya gercekten mutsuzum etrafimda herkesin guzel bir iliskisi var bir benim yokve biliyor musunuz bana ettafimdan hep su tepki gekiyor Nasil olmaz senin kadar guzel bir kizin

  12. Sitemde bulunan regresyon kayıtlarından birisini indirip kaynak olaya ulaşabilirsiniz.

    İlişkilerdeki en büyük sorun içimizdeki çocuğun korkularıdır.

    Dört kritik adım vardır.
    1 nci adım istediğimiz özelliklere sahip kişiyi hayatımıza çekmek.(Talep evresi – Bu en kolay adımdır)
    2. O kişiyle ilişki içerisinde olmayı seçmek. (Tanıma evresi)
    3. Evlilik kararı almak. (Sorumluluk alma evresi)
    4. Evli ve çocuklu bir kişi olmayı seçmek.(Büyük olma evresi)

    Özellikle 3 ve 4 ncü adımlardaki korkularımız nedeniyle ilişkilerimizi sabote ederiz.
    Herkesin içinde bir çocuk vardır. Eğer özgüveni yeterince gelişmemişse sorumluluk almaktan kaçar. Büyümekten korkar. Evli birisi olmaktan korkar.
    Evli ve çocuklu bir kişi olmanın onun özgürlüğünü elinden alacağını düşünür.
    Ve bu nedenle ilişkileri sabote eder.
    Etrafına duvar örerek kimseleri yaklaştırmaz.

  13. Merhaba,

    Yazınızı cok beğendim. Benim sormak istedigim; ben evlilik ve cosuk kısmını gectim hatta bosanma kısmını da 🙂 ancak sanırım sabote etme kısmını hala sürdürüyorum iliskilerde memnuniyetsizliklerim yuzunden bitirmeyi seciyorum, mucadele etme ve mutlu olma gibi bir tercihim yok. Dogru olanı mı yapıyorum yoksa kendi memnuniyetsizliklerim uzerine mi gitmeliyim?

  14. Babaya olan sadakat duygunuza bakın.
    Babanızın erkek figürü yaşamınızda ne kadar yer kaplıyor.

    Farklı bir erkek figürüne izin verseydiniz bu ne yaratırdı?

Comments are closed.