Kader Değişir mi? Kararlarımızın ve Seçimlerimizin Sonucu

Yaşamın matematiği basittir: Düşündüklerimiz ve inandıklarımızla yaratır, yaşamımızda olmasına izin verdiklerimizle ve alıp kabul ettiklerimizle yaşarız.
Geçenlerde izlediğim bir videoda, bir kişi kişisel gelişimciye şöyle soruyordu: «Yaptığınız çalışmalarla insanların yaşamlarındaki blokajları kaldırıp refaha ulaşmalarına ve istedikleri kişilerle evlenmelerine yardımcı olduğunuzu söylüyorsunuz. Peki, kader bunun neresinde? İnsanın kaderinde zenginlik ya da evlilik yoksa bu nasıl olacak?»
Bu soruyu duyduğumda içimden bir ses, «İlginç bir bakış açısı; bunlar kader değil ki. Geçmişte almış olduğumuz kararların ve yaptığımız seçimlerin sonucu oluşan durumlar,» dedi. Birçok insan yaşadığı olaylara benzer bir bakış açısıyla yaklaşır. Fakat çoğu zaman gözden kaçırdığı nokta, olayları yorumlama biçiminin içinde bulunduğu durumu da etkileyebileceğidir.
Kader değişir mi? Kararlarımızın etkisi
Bu yazının yaklaşımında kader, değişmez bir yazgıdan çok, kendimiz ve yaşam hakkında aldığımız kararlarla yaptığımız seçimlerin birikmiş sonucu olarak ele alınıyor. Bu nedenle «kader değişir mi?» sorusuna verilecek yanıt, geçmişte öğrendiğimiz kabulleri fark edip bugün farklı seçimler yapıp yapamayacağımızla da bağlantılıdır. Burada sözü edilen, her olayın yalnızca bizim kontrolümüzde olduğu değil; kendi kararlarımızın ve bakış açımızın yaşamımızdaki payını görebilmektir.
İnançlar ve geçmiş kararlar yaşamımızı nasıl etkiler?
Kendimize bir kimlik oluştururken ailemizde, çevremizde ve içinde büyüdüğümüz kültürde gördüklerimizden etkileniriz. Kim olduğumuz ya da olmadığımız; neleri yapabileceğimiz, neleri hak ettiğimiz, nelere sahip olup olamayacağımız hakkında çeşitli kararlar alırız. Zamanla bu kabuller, kendimizi ve karşımıza çıkan imkânları değerlendirdiğimiz ölçülere dönüşebilir.
İnançlar hayatımızı nasıl şekillendirir? Bu yaklaşıma göre, kendimizle ilgili «Ben bunu yapamam», «Bana böyle bir yaşam düşmez» ya da «Beni kimse tercih etmez» gibi yargıları doğru kabul ettiğimizde, seçimlerimizi de bu yargılara göre yaparız. Böylece benzer davranışlar ve beklentiler tekrar eder; aynı sonuçlarla karşılaşınca da bunun değişmez kaderimiz olduğunu düşünebiliriz. Geçmiş kararlar hayatımızı nasıl etkiler sorusunun yanıtı burada belirginleşir: Eski kabullerimizi fark etmeden bugünü onların içinden yorumlayabiliriz.
Aynı şeyleri yaparak farklı bir sonuç yaratmamız kolay değildir. Sürekli aynı şeylerle karşılaşmayı kader olarak adlandırmak, geçmişteki kararlarımızın bugünkü etkisini görmemizi zorlaştırabilir. Bu, yazının işaret ettiği yanılsamalardan biridir: Dar bir bakış açısıyla olayları yorumlarken seçimlerimizin payını gözden kaçırırız.
Kader ve seçimler: Danışanımın evlilik hikâyesi
Bu konular zihnimi meşgul ederken bir danışanım evlenememe sorunundan söz etti. Evli insanlara gıpta ettiğini, kendisinin böyle bir yaşama sahip olmadığını düşündüğü için kötü hissettiğini anlattı.
Ona, «Gerçekten evlenmek istiyorsan bunun için adım atabilirsin. Etrafında evlenmek isteyen ve birilerinin kendisini tercih etmesini bekleyen kadınlar var,» dedim. Bunun üzerine, «Ayakları yere basan, güzel ve kültürlü biri olsun istiyorum. Geçmişimde dengesiz konuşan birçok kadın vardı; onlar gibi olmasını istemiyorum,» diye karşılık verdi.
Ona asıl sorununun evlenememek değil, istediği özelliklere sahip bir kadının kendisini tercih edip etmeyeceğinden emin olamamak olduğunu söyledim. Kendini tercih edilebilir ve yeterli görmüyordu. Sorunu yanlış tanımladığında doğru çözüme ulaşması da güçleşiyordu. Şu anki hâliyle onu kabul edebilecek biriyle karşılaşma ihtimalini yok sayarken, evlenmek isteyen kişilere ulaşmak için ne yapabileceğini de düşünmüyordu.
«Etrafındaki insanlara ‘Ben evlenmek istiyorum, bu konuda bana yardımcı olur musunuz?’ diye sorarsın. Sen bu gerçeği görmezden gelip ‘Evlenebileceğim kimse yok,’ düşüncesiyle hareket ediyorsun. Böyle yapmak seni mağdur konumunda tutarken karşılaşabileceğin durumlarla yüzleşmekten de uzaklaştırıyor. Bakman gereken yalnızca evlenecek birinin olup olmadığı değil; istediğin şeyi yaratmak için adım attığında nelerle yüzleşeceğin. Bundan kaçınmak için geçmişteki ezik çocuktan işlevsel oluyorsun,» dedim.
Burada mesele, kişinin istediği özelliklere sahip bir eş aramasının yanlış olması değil. Mesele, öne sürdüğü şartların kendi gerçekliğiyle ve atmaya hazır olduğu adımlarla ne kadar örtüştüğünü fark etmesidir. «Uygun kadın ya da erkek yok» diye düşünmek, bazen asıl kaygıyı görmeyi erteleyebilir. Kader seçimlerimizin sonucu mu sorusu da bu noktada anlam kazanır: Seçimlerimiz, neye yöneldiğimizi ve hangi ihtimallerle karşılaşmaya açık olduğumuzu etkiler.
Danışanıma, «İstediğin özelliklere sahip bir kadın seni tercih etti ve hayatına geldi; ne olurdu?» diye sordum. «Mutlu olurdum,» dedi. Mutlu olmayı yalnızca dışarıdan gelecek bir sonuca bağladığımızda, kendi seçim ve tutumlarımızdaki payı göremeyebiliriz. Bu yaklaşımda mutluluk bir seçimdir; onu yalnızca elde edilmesi gereken bir sonuç gibi tanımlamak ise kişiyi kurban alanında tutabilir.
Köklerimizle barışmak ve kendimize değer vermek
Danışanımın geçmişinde yokluk ve sefalet vardı; kendini sahipsiz ve kimsesiz hissetmişti. Şimdi bir işi, mesleği ve geliri, ayrıca iyi bir fiziksel görünümü olmasına rağmen bir kadın karşısında geçmişteki sefil ve ezik çocuk gibi davranıyordu. Kendi ailesinden ve yetiştiği çevreden utanması, onlara karşı aşırı eleştirel yaklaşması da bu durumda kalmasına katkıda bulunuyordu.
İnsan kendi köklerinden utanarak, onları reddederek ya da yok sayarak kendini değerli hissedemez. Oradan geldiğimiz için ailemiz hakkında düşündüklerimizin ve hissettiklerimizin başkaları tarafından da bize yöneltilebileceğinden kaygılanabiliriz. Bu kaygıdan kaçmaya çalıştıkça tetikte ve savunmada kalır, kaçındığımız şeyin üzerimizdeki etkisini daha da artırabiliriz.
Bu tür durumlarda ilk adım, ailemizle, geçmişimizle ve köklerimizle barışmaya çalışmaktır. Onlara yaşamımızdaki konumları için gereken saygıyı göstermek; onların yaşadıkları yaşamın ve seçimlerin sorumluluğunu üstlenmek anlamına gelmez. Onların yaşamından biz sorumlu değiliz, ancak anne ve babamız olarak hayatımızdaki yerlerine saygı duyabiliriz.
Küçük bir çocuk için anne babasının kim olduğu ya da ne kadar iyi veya kötü davrandığı önemli değildir; çocuk, öncelikle anne ve babaya sahip olma hâlinden bakar. Biz de ilişkimizi yalnızca onların yaptıkları veya yapmadıkları üzerinden değil, yaşamımızdaki anne ve baba konumları üzerinden yeniden kurabiliriz. Bu bakış, kendimizle ilgili alıp kabul etme sınırlarımızı ve değer algımızı değiştirebilir. Kendimize verdiğimiz değer genişledikçe yaşamımızda neye izin verdiğimizi ve neyi kabul edebildiğimizi de yeniden değerlendirebiliriz. Bu yaklaşımın dilinde, böylece bolluk ve berekete daha fazla yer açılır.
Kararlarımız değiştiğinde kader de değişebilir
Başa dönersek: Kader diye tanımladığımız, yaşadığımız ve başımıza geldiğini düşündüğümüz şeyler; çocukluğumuzda kendimiz ve yaşamla ilgili aldığımız kararların, bu kararlarla yaptığımız seçimlerin sonucu olarak ortaya çıkabilir. Kendimiz ve yaşam hakkındaki kararlarımızı değiştirdiğimizde, onlara bağlı seçimlerimiz ve sonuçlarımız da değişebilir. Bu anlamda kader dediğimiz şey de değişir.
Bundan daha iyi nasıl olur?
Başka neler mümkün?
Ben ışığım ve ışığımın parlamasına izin veriyorum.
Halis ŞAHİNER
Halis Şahiner’le Bireysel Danışmanlık

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız






