Karma Çemberi

Karma çemberi ve geçmiş yaşamlar
Karma çemberi, bu yaklaşıma göre geçmiş yaşam deneyimleriyle şekillenen ve kişinin farklı hayatlarda benzer derslerle karşılaşabildiği bir döngüdür. Ruhların tekâmül yolunda defalarca dünyaya geldiğine, her gelişte deneyimlenecek bir programı bulunduğuna inanılır. Bu deneyimler sırasında korkular ediniriz. Yaşadığımız hayatta bu korkuları fark edip dönüştüremezsek, onları aşmayı öğrenmek üzere benzer durumlarla yeniden karşılaşabileceğimiz düşünülür. Karma döngüsü ve geçmiş yaşamlar arasındaki bağ da bu anlayışta, tamamlanmamış deneyimlerin sonraki yaşamlara taşınmasıyla açıklanır.
Örneğin bugün güvensizlik ya da başarısızlık korkusu taşıyor olabilirsiniz. Bu korkular geçmiş yaşam deneyimlerinden gelmiş olabileceği gibi, bu hayatta doğumdan sonra yaşadığınız deneyimlerle de oluşmuş olabilir. Burada önemli olan, korkunun nereden geldiğine dair kesin bir hüküm vermekten çok, onu fark edebilmek ve bugünkü hayatınızda nasıl etkide bulunduğunu görebilmektir. Korkuyu tanıdığınızda, ona yalnızca tepki vermek yerine onu sevgiye dönüştürmek için bir alan açabilirsiniz.
Bu anlatıda geçmiş yaşamların bugünkü hayata etkisi, kişinin tekrar eden korkuları ve deneyimleri üzerinden düşünülür. Bir korkuyu bu yaşamda dönüştürdüğünüzde, başka bir dersle karşılaşabileceğiniz; o dersi şimdi deneyimlemeyi seçmezseniz sonraki yaşama bırakabileceğiniz ifade edilir. Kimi insan için bu, öğrenme yolculuğunda ilerlemeye dair bir bakış açısıdır. Her durumda, kendi yaşantınızda fark ettiğiniz korkuyu anlamak ve ona daha bilinçli yaklaşmak bugünden başlayabileceğiniz bir adımdır.
Seçilen program ve ruh dostları
“Bizi yaratan Allah, taşıyabileceğimizden daha fazla görev vermez bize.” Kendimizin seçtiği program düşüncesini şöyle açıklayayım: Bu yaklaşıma göre dünyaya gelmeden önce ruh dostlarımızla karşılıklı anlaşmalar yaparız. Örneğin bir ruh dostumuza, “Sen benim annem ol ve başarısızlık korkum üzerine baskı yap ki ben bunu deneyimleyip temizleyebileyim,” deriz. O da kabul ederse, kendi deneyimi için bizim ona değersizlik korkusu üzerine baskı yapmamızı isteyebilir ya da istemeyebilir.
Bir başka ruh dostumuza, “Ben 30 yaşıma geldiğimde karşıma çık ve evlenelim; güvensizlik korkumu ortaya çıkar ki onu temizleyebileyim,” diyebiliriz. Ardından başka birine, “35 yaşımda karşıma çık. İlk eşimle yaşadığım hayatta bu korkuyu temizleyememişsem ondan ayrılıp seninle evleneyim; temizleyebilmişsem karşıma çıkmana gerek yok,” diye bir program önerebiliriz. Bu örnekler, insanların yaşadığımız deneyimlerdeki rolünü ve karşılıklı öğrenme fikrini anlatır.
Bu düşüncenin amacı, yaşadığımız her şey için başkalarını suçlamak yerine kendi tepkilerimizi ve korkularımızı incelemektir. Birine kızdığımızda ya da ona küstüğümüzde, bu anlayış bize o kişinin hayatımızdaki rolüne başka bir yerden bakmayı önerir. Affetmek, yaşananı doğru bulmak ya da incitici davranışları kabul etmek demek değildir; burada söz konusu olan, öfkenin içinde kaybolmadan kendi dönüşüm alanımızı görebilmektir. Kişilerin sınırlarını korumak da bu farkındalığın dışında değildir.
Korku ve sevgi: tekrar eden deneyimleri fark etmek
Yazının yaklaşımında evrende iki büyük enerji vardır: korku ve sevgi. Korkunun içimizde daha fazla yer kapladığı düşünüldüğünde benzer olayları tekrar tekrar yaşadığımız; korkularımızı bulup dönüştürdüğümüzde ise aynı deneyimleri çağıran enerjinin artık gelmeyeceği anlatılır. Bunu, tekrar eden durumlarda kendi payımıza ve duygularımıza bakmaya davet eden bir düşünce olarak okuyabiliriz.
Diyelim ki bir yerde çok öfkelendiniz. O anda hemen karşılık vermek yerine durup kendinize sorun: “Benim hangi korkuma basıldı?” Belki de öfkenizin altında güvensizlik, başarısızlık ya da değersizlik korkusu vardır. Korku düğmenize basıldığını fark etmek, o anı başka türlü değerlendirebilmenize yardımcı olur. Bir başka kişiye sürekli yalancı, kaba ya da terbiyesiz diyorsanız, bu yaklaşım size şu soruyu yöneltir: “Ben kime ya da kimlere bu şekilde davranıyorum?” Karşınızdaki kişinin size aynalık yaptığı düşüncesi, yargıyı kendinize çevirmek için bir fırsat olabilir.
Karmadan arınma yolları: kabul ve dönüşüm
Hayatınızda hiç beklemediğiniz bir olay yaşadığınızda, “Ben bunu hak etmedim,” diye düşünebilirsiniz. Böyle bir anda kendinize, “Ben bunu nerede ektim ve şimdi biçiyorum?” diye sormak, yaşadığınız deneyimi anlamlandırma çabasıdır. Cevabı bulabilirseniz o anı fark edip dönüştürmeye çalışın. Bulamayabilirsiniz de; bu anlatıya göre yaşanan durum geçmiş yaşam deneyimlerinden kaynaklanıyor olabilir. Ancak bunun kesin bir açıklama olduğunu varsaymak zorunda değilsiniz. Buradaki davet, kendinizi suçlamadan, yaşadığınızı olduğu gibi görebilmektir.
“Ben yaşadığım her şeyi tam olduğu gibi kabul ediyorum,” diyerek şu anda kaçınılmaz olanı kabul etmek, bu yaklaşımın önerdiği içsel adımlardan biridir. Kabul etmek, olanı değiştiremeyeceğinizi söylemek ya da yaşananı onaylamak değildir; önce yaşananı inkâr etmeden görebilmek ve ardından nasıl bir tutum alacağınızı seçebilmektir. Bu bakışta karmadan arınma yolları, korkuyu fark etmek, onu sevgiye dönüştürmeye çalışmak, deneyimi kabul etmek ve başkalarına duyulan öfkeyi gözden geçirmekle başlar.
Korkularınızı tanıyıp dönüştürdüğünüzde hayatınıza ve çevrenizdeki insanlara bakışınızın değiştiğini fark edebilirsiniz. Sevginin olduğu yerde korkuya daha az yer kaldığı düşüncesi, bu yazının temel mesajını taşır: Yaşadığınız her deneyimi bir suçlama nedeni olarak değil, kendinizi anlamaya açılan bir kapı olarak değerlendirin.
Yuvaya dönüş yolunda ışığınız eksik olmasın
.
Nilda Ferhan Efeçınar
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız







