Merhamet Nedir? Empati Nedir?

Merhamet nedir?
Merhamet, bir insanın ya da başka bir canlının yaşadığı kötü durum karşısında duyulan üzüntü ve acıma hissi olarak tanımlanır. Ancak merhamet yalnızca karşımızdakine üzülmek değildir; onun yaşadığı acıyı fark etmek, bu acıyla aramızdaki bağı hissetmek ve kayıtsız kalmamaktır. Neo-spiritüalist yaklaşımda merhamet, insan ruhunun “Dünya Okulu”nda edinmesi gereken temel yeteneklerden biri olarak görülür. Bu görüşe göre, başka birinin yaşadığı ıstırabı paylaşmak, aynı olayı bizzat yaşamadan da o deneyimin insana öğretebileceklerini anlamaya yardımcı olabilir. (Vikipedi)
Merhamet, sizinle diğer canlılar arasında derin bir bağ bulunduğunu fark etmektir. Bu bağın bir yönü, fiziksel bedenlerimizin incinebilir ve geçici oluşunu paylaşmamızdır. Bir dahaki sefere “Benim bu insanla hiçbir ortak yanım yok” dediğinizde, bu ortaklığı hatırlayın: Zaman içinde hepimizin bedeni dönüşür, fanilik hepimizi eşitler. Bu düşünce karamsarlık yaratmak için değil, kibrimizi azaltıp birbirimize daha açık bakabilmek içindir.
Merhamet ve empati ne demek?
Eckhart Tolle’nin yaklaşımında üzüntü ve sevinç gibi görünüşte zıt hisler merhamette buluşarak derin bir iç huzura dönüşebilir. Başka bir varlığın ıstırabını derinden hissetmek ve paylaşmak yüksek bir farkındalık gerektirir; ancak merhamet bununla sınırlı değildir. Tolle’ye göre gerçek merhamet; empati, sempati, üzüntü ve ebedi yaşam sevincinin birleştiği, formların ötesinde kendini gösteren sevgi hâlidir. (Eckhart Tolle)
Peki, empati nedir? Duygusal ve sosyal zekânın önemli bileşenlerinden biri olan empati, kendimizi başka bir kişinin yerine koyarak onun nasıl hissedebileceğini ve düşünebileceğini anlamaya çalışmaktır. Bu, kendi bakış açımızı tamamen terk etmek ya da karşımızdakinin her düşüncesine katılmak anlamına gelmez; onun deneyimini kendi gözlüğümüzden ibaret görmemeye çalışmaktır. Metinde aktarılan, empatinin tarifini bilgece yapan bir Kızılderili söylemi de bu bakış açısını hatırlatır. “Empati kurmak ne demek?” diye sorarsak, önce karşımızdakini gözlemlemek, sonra onun duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışmak, son olarak da bu anlayışı ona uygun biçimde ifade etmektir. Sözcüğün kökeni, Latince “iç, içine, içinde” anlamındaki “em” ön eki ile Grekçe “duygu, acı, ıstırap, algılama” anlamındaki “patheia” sözcüğüne bağlanır.
Empatinin üç önemli aşaması

Empati üç aşamada düşünülebilir: Önce gözlem yaparak “o”nun gibi bakmaya çalışmak; ardından onun gibi hissetmeye ve düşünmeye gayret etmek; son olarak da anladığımızı ona ifade etmek. Yalnızca tahmin yürütmek yeterli değildir. Karşımızdakine ne yaşadığını sormak ve anladığımızı onunla paylaşmak, varsayımlarımızı kontrol etmemize yardımcı olur.
Empati, ilişkilerin kurulmasında ve sosyalleşmede önemli bir özelliktir. Özel yaşamda, sosyal ilişkilerde ve iş hayatında karşımızdakini anlamaya çalışmak, uzlaşma ve iletişim için zemin oluşturur. Anlaşmazlık sırasında sık duyduğumuz “Beni anlamıyor, algılamıyorsun” cümlesiyle biten ya da çıkmaza giren pek çok ilişki vardır. Tarafların birbirini sevmesi ve uzlaşmak istemesi bile bazen yetmez; kişi kendisini duyulmamış hissedebilir. Bunun nedeni, çoğu zaman yalnızca kendi gözlüğümüzden bakmamız ya da empati kurmayı nasıl uygulayacağımızı bilemememizdir.
Empati nasıl geliştirilir?
Empati nasıl geliştirilir sorusunun yanıtı, bu üç aşamayı gündelik iletişimde dikkatle uygulamaktan geçer: Önce sözleri ve davranışları yargılamadan gözlemleyin; sonra “Bu kişi ne hissediyor ve bu duyguya ne yol açmış olabilir?” diye düşünün. Ardından anladığınızı kendi cümlelerinizle ifade edin ve doğru anlayıp anlamadığınızı sorun. Böylece empati, karşınızdakinin yerine karar vermek değil, onun deneyimini anlamak için alan açmak olur. Bu yaklaşım, anlaşmazlığı hemen çözmese bile tarafların birbirini duymasını kolaylaştırabilir.
Empatinin azlığı da fazlalığı da ilişkilerde güçlük yaratabilir; önemli olan onu dengeli kullanmaktır. Az empati gösteren kişi kendi doğrularını tek ölçü kabul edebilir, karşısındakine bunları kabul ettirmeye çalışabilir ve kuralcı ya da sert görünebilir. Empatiyi geliştirmek, kendi bakışımızı silmek değil, başka bir bakışın da var olduğunu hesaba katmaktır.
Empatisi yoğun kişiler ise başkalarının acısından ve kötü talihinden fazlasıyla etkilenebilir. Bir kitabı yalnızca okumaz, adeta yaşarlar. Bu duyarlılık değerli olsa da kişi sürekli karşısındakini hissetmeye çalışırken kendi ihtiyaçlarını ve sınırlarını gözden kaçırabilir. Güçlü bir karakter ve savunma mekanizması zarar görmeyi önlemeye yardımcı olabilir; ancak herkes bu sınırları aynı biçimde kuramayabilir. Empati tek taraflı hâle geldiğinde kişi kendisini savunmasız, bıkkın, bezgin veya kırgın hissedebilir. Başkasını anlamakla kendi öz haklarını korumak birbirinin karşıtı değildir: Sağlıklı bir denge, hem karşımızdakine kulak vermeyi hem de kendimizi ifade edebilmeyi içerir.
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Ayna nöronlar, empati ve beyin
Empati üzerine düşünürken, insanların birbirlerinin duygu ve davranışlarından nasıl etkilendiği de gündeme gelir. Gülmek, esnemek, ağlamak, neşe ya da hüzün gibi hâller çevremizdekilere yayılabilir. Kaynak metin bu konuyu ayna nöronlar üzerinden ele alıyor; ancak ayna nöronlarla ilgili açıklamaları ve bunlardan parapsikolojik sonuçlar çıkaran yorumları, yerleşik bilimsel bilgiyle aynı şeymiş gibi değerlendirmemek gerekir.
Beyin etkinliği EEG, fonksiyonel manyetik rezonans (fMR) ve PET gibi yöntemlerle incelenebilir. Kaynak yazı bu ölçümlerden hareketle, “Beyin bu yüksek miktarda enerjiyi nasıl kullanıyor, parapsikolojik olaylarda bu enerjinin rolü var mı?” sorusunu ortaya atıyor. Bu soru yazının merakını yansıtsa da beyin etkinliğine ilişkin ölçümler, tek başına telepati ya da uzaktan algılama gibi iddiaların kanıtı sayılmaz.
Ayna nöronlar nedir?
Yazıda aktarıldığı üzere, İtalya’daki Parma Üniversitesi’nden Giovanni Rizzolatti, Vittorio Gallese ve ekibi 1996’da makak maymunlarının beyninde, bir hareketi yaparken olduğu kadar başka birinin aynı hareketi yaptığını gözlemlerken de etkinlik gösteren hücreleri tanımladı. Anlatılan örnekte maymunlar fıstık alırken belirli bir nöron etkinliği ölçülür; daha sonra bir araştırmacı fıstığa uzandığında, maymun hareketsiz olsa da benzer bir etkinlik görülür. Bu gözlem, başkasının eylemini izlemenin beyinde karşılık bulabileceği düşüncesini doğurmuştur: “Bir şeyi görmek ve bir şeyi yapmak aynı şeydi!” ifadesi, metnin bu gözlemden çıkardığı çarpıcı özettir.
Kaynakta, ayna nöronların insanlarda da bulunduğu ve başkasının duygusunu ya da hareketini izlerken benzer tepkilerle ilişkilendirilebildiği anlatılır. Birinin katıla katıla gülmesiyle bizim de gülmeye başlamamız, gerginliğin ya da neşenin çevreye yayılması ve birinin esnemesinin ardından başkalarının esnemesi, bu etkileşimi gündelik hayattan örnekler. Yazı ayrıca yüz ifadelerine verilen hızlı tepkilerden ve ayna nöron sisteminin dil ile bağlantılı beyin bölgeleriyle ilişkisinden söz eder. Bu örnekler, başkasını gözlemlemekle kendi tepkilerimiz arasındaki bağı düşünmeye yardımcı olur.
Ayna nöronlarla empati arasında kurulan ilişki, metinde daha geniş bazı parantezlerin açılmasına vesile oluyor. Sürü psikolojisi ve grup davranışlarının bu nöronlarla açıklanabileceğine yönelik görüşler; Bilkent Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden Yard. Doç. Dr. Emre Özgen’in konferans konuşmasına ve Fransa Jean Nicod Enstitüsü’nden Pierre Jacob’un ekip çalışmasına dayandırılıyor. Bunlar kaynak yazıda aktarılan yorumlardır; grup davranışlarının tek bir mekanizmayla açıklanabileceği anlamına gelmez.
Kaynak metin, ayna nöronlarla otizm arasında da bir bağlantı kuruyor ve otistik çocukların bu mekanizmasının arızalı olduğunu ileri sürüyor. Bu genellemeyi kesin bir bilimsel gerçek gibi sunmak doğru değildir; otizm farklı özelliklerle görülen bir nörogelişimsel durumdur ve empatiyi tek bir açıklamaya indirgemek yanıltıcı olur. Metindeki “Yumruğunu sık!” örneği ise sözleri kelimesi kelimesine yorumlama üzerinden verilmiştir. Bu örnek, farklı kişilerin dili ve sosyal ipuçlarını farklı biçimlerde yorumlayabileceğini tartışmak için kullanılabilir; kişileri tek bir özellik üzerinden tanımlamak için değil.
Parapsikolojik yorumlar ve kaynak metnin yaklaşımı
Kaynak yazı, empatiyi telepati, akıl okuma, altıncı his ve uzaktan algılama gibi parapsikolojik kavramlarla da ilişkilendiriyor. Bu anlatımda bir kişideki duygu ya da sezginin ayna nöronlar ve enerji aracılığıyla başka bir kişiye ulaşabileceği; alıcıda bir his veya iç sıkıntısı olarak belirebileceği öne sürülüyor. Benzer biçimde trans, meditasyon veya uyku sırasında gelen izlenimlerin yorumlanabileceği düşüncesi aktarılıyor. Bunlar kaynağın spekülatif açıklamalarıdır; kanıtlanmış nörobilimsel sonuçlar olarak değil, metnin parapsikolojik yaklaşımının bir parçası olarak okunmalıdır.
Yazıda Adam Fawer’ın Olasılıksız romanına da atıf yapılıyor. Beyin ve düşünce kontrolü üzerine kurulu senaryonun “hiç de akla uzak gelmediği” yorumu, romanın kurmaca dünyası ile parapsikolojik ihtimaller arasında kurulan bağı ifade ediyor. Biyoelektromanyetik dalgalar, düşünceler ve ayna nöronlar üzerinden geliştirilen açıklamalar da bu düşünce hattının parçası. Derin hipnozda astral yolculuk, uzaktan görme ve zamanın dalga hareketi yaptığı varsayımına dayalı gelecek algısı gibi fikirler de metinde yer alıyor; bunlar doğrulanmış bilimsel açıklamalar olarak sunulmamalıdır.
Kaynak metnin bu bölümde vardığı sonuçları şöyle özetleyebiliriz: Ayna nöronlarla ilişkilendirilen süreçlerin bir kısmı bilincimizin dışında gerçekleşebilir; düşünceler ve dikkat, deneyimlerimizi nasıl yorumladığımızı etkileyebilir; meditasyon veya transla zihinsel engellerin azaltılabileceği düşünülür; uykuda da çeşitli izlenimler yaşanabilir ve bu tür yeteneklerin geliştirilebileceği ileri sürülür. Bu maddeler, yazının kendi çıkarımlarıdır. Empatiyi gündelik yaşamda geliştirmek içinse en güvenilir başlangıç, karşımızdakini dikkatle dinlemek, aceleyle hüküm vermemek ve anladığımızı ona sormaktır.
Empati ilişkilerde neden önemlidir?
Empati az olduğunda duyarsızlık, bencillik ve iletişim sorunları ortaya çıkabilir; aşırı ve tek taraflı olduğunda ise kişi kendi ihtiyaçlarını ihmal ederek yalnızlık ve mutsuzluk yaşayabilir. Yazının ana fikri, empatiyi bastırmak ya da sınır tanımadan başkasının duygusunu üstlenmek değil, onu dengeli kullanmaktır. Dozunda empati; ilişkilerde anlayışı, öz farkındalığı ve karşılıklı iletişimi destekler.
Empati hemen her ilişkide kendine yer bulur. Aşk, karşılıklı anlayışla güçlenebilir; empati olmayan ya da yalnızca bir tarafın kurduğu ilişkilerde en yoğun tutku bile zamanla yıpranabilir. Oyun oynarken bile diğer oyuncuların niyetini anlamaya çalışırız. Sanatçı, eserini oluştururken bir deneyimle bağ kurar; izleyici de eserle empati kurarak o yaşantıya yaklaşır. Utanç, mahcubiyet, haysiyet ve şeref duygularının ardında da başkalarının bakışını hesaba katma vardır. Belki de en çarpıcı yanı, kendimizde bir başkasını yaşatabilmemizin aynı konuda karşıt duygular doğurması ve vicdanı mümkün kılmasıdır.
Empatinin yanlış kullanımı bizi birbirimize yürek kapılarını kapatmış, kimliğimizin ve egomuzun ötesini duyamayan bir hâle getirebilir. Diğer uçta ise kişi, kendi yargısını askıya alıp yalnızca çevresinin etkisine kapılarak sürü psikolojisinin tekdüze boyun eğmişliğinde kaybolabilir. Bu iki uç arasında denge kurmak; hem başkasının deneyimini duymayı hem de kendi düşünce ve sınırlarımızı korumayı gerektirir. (Kaynak: indigodergisi.com)
Alıntıdır.
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız






:))))))
Bu aydınlatıcı ve bilgilendirici makaleyi özenle seçip paylaştığınız için teşekkürler.
Saygı ve sevgilerle……
Bu tür konular ilgimi çekiyor ve paylaşacağınız yazıları dört gözle bekliyorum… 🙂
Sevgiyle
Yüreğinize sağlık emeğiniz ve paylaşımınız için teşekkürler.