Neden Başladığımız İşleri Yarım Bırakırız?

Hayatınızda hiç bir şeyi büyük bir heyecanla isteyip kısa bir süre sonra ondan vazgeçtiğiniz oldu mu?
Önce konuya yoğunlaşırsınız. Araştırmalar yapar, eğitimler alır, videolar izler ve belki de uzun zamandır aradığınız şeyi sonunda bulduğunuzu düşünürsünüz. O heyecan kalbinizi titreştirir, sizi harekete geçirir ve hayatınıza yeniden bir anlam gelmiş gibi hissettirir.
Sonra bir şey olur. Başlangıçtaki heyecan yavaş yavaş kaybolur. Bir süre önce size çok önemli gelen şey artık anlamsız görünmeye başlar. Kendinizi yetersiz hisseder, “Bu iş bana göre değilmiş” der ve bırakırsınız.
Bir süre sonra başka bir konu ilginizi çeker. Aynı heyecan yeniden gelir; yine araştırmaya, öğrenmeye ve plan yapmaya başlarsınız. Fakat bir noktada bu da yarım kalır.
Peki, neden? Başlanan işleri yarım bırakmak tekrar eden bir döngüye dönüştüyse, belki de bakmamız gereken şey yalnızca işi neden bıraktığımız değil, ona neden başladığımızdır.
Gerçekten O Şeyi mi İstiyoruz?
Bir şeyi çok istediğimizde çoğu zaman o isteğin arkasındaki duyguyu sorgulamayız. Onu gerçekten istediğimizi düşünürüz. Oysa bazen istediğimiz şey, ulaşmaya çalıştığımız asıl amaç değildir.
Belki yeni bir eğitim almak, yeni bir işe başlamak ya da başka bir alanda uzmanlaşmak istiyorsunuz. Fakat o şeyin size yalnızca bilgi veya deneyim kazandırmasını beklemiyor olabilirsiniz. Farkında olmadan kendinizi daha yeterli, daha değerli, daha görünür ya da daha işe yarar hissettirmesini de umabilirsiniz.
Başlangıçtaki heyecanın bu kadar güçlü olmasının nedeni de budur. Yeni bir ihtimal ortaya çıktığında içinizdeki boşluk bir süreliğine kaybolur. Kendinizi daha canlı, umutlu ve hayata bağlı hissedersiniz. Bu nedenle ilk günlerdeki yoğun istek, her zaman seçtiğiniz işin kendisinden kaynaklanmayabilir; o işin size yaşattığı umuttan da beslenebilir.
Fakat sizi harekete geçiren duygu biraz yatıştığında, yaptığınız şeyin üzerindeki büyü de dağılmaya başlar. Motivasyonunuz gerçekten o yolda ilerlemekten değil, rahatsız olduğunuz bir duygudan uzaklaşmaktan doğmuşsa, o duygu hafifleyince devam etme isteğiniz de azalabilir.

Boşluk Hissinden Kaçarken
İçimizdeki boşluğu hissetmek kolay değildir. Bu duygu ortaya çıktığında zihin hemen ondan kurtulmanın bir yolunu arar. Aklımızdan şu cümleler geçebilir:
“Bir şey yapmalıyım.”
“Yeni bir şey öğrenmeliyim.”
“Hayatımı değiştirmeliyim.”
“Kendimi geliştirmeliyim.”
Bu düşünceler ilk bakışta son derece olumlu görünebilir. Elbette öğrenmenin ve kendimizi geliştirmenin yanlış bir tarafı yoktur. Burada önemli olan, bunları hangi duygudan hareketle yaptığımızdır. Bir hedef bize gerçekten ilgi duyduğumuz bir alanda ilerleme fırsatı mı sunuyor, yoksa kendimizle ilgili rahatsız edici bir hissi bir süreliğine susturmaya mı yarıyor?
Yeni bir şeye boşluk hissinden kurtulmak için başladıysak, o konu bizi bir süre meşgul eder. Boşluk azalır, zihnimiz rahatlar ve kendimizi daha iyi hissetmeye başlarız. Fakat bizi harekete geçiren rahatsızlık ortadan kalkınca, yaptığımız şeye devam etme isteğimiz de kaybolabilir. Daha önce büyük bir heyecanla başladığımız iş, bir anda gereksiz veya anlamsız görünmeye başlar.
“Yeterli Değilim” Duygusu
Bir konuda bilgi sahibi olmadığımızda kendimizi eksik hissetmemiz doğaldır. İnsan bilmediğini öğrenir, eksik olduğu alanda eğitim alır ve zamanla gelişir. Ancak bazen yetersizlik hissimizin kaynağı bilgi eksikliği değildir. Sorun, kendimizi en başından beri yetersiz biri olarak görmemizdir.
Bu durumda eğitime yalnızca öğretme görevi vermeyiz; ondan bizi yeterli hissettirmesini de bekleriz. Yeni bilgiler öğrendikçe kısa bir süre için kendimizi daha güçlü hissedebiliriz. Fakat içimizdeki temel inanç değişmediğinde, aynı yetersizlik duygusu bir noktada yeniden ortaya çıkabilir.
Dünyadaki bütün eğitimleri alsak bile kendimiz hakkındaki düşüncemiz değişmedikçe bu hissin tamamen kaybolması kolay değildir. Çünkü sorun ne kadar şey bildiğimizden önce, kendimizi nasıl gördüğümüzle ilgilidir. Öğrenmek bize beceri kazandırabilir; ancak seçtiğimiz her şeyden kendimizi değerli hissettirmesini beklemek, o işe taşıyabileceğinden fazla anlam yüklemektir.
Hem Görünmek İsteyip Hem Görünmekten Korkmak
Bazen bu döngünün içinde görünür olma isteği de vardır. Kendimizi göstermek, bildiklerimizi paylaşmak, yaptığımız işin fark edilmesini ve takdir edilmesini isteriz. Fakat bir yanımız görünür olmaktan korkar. Çünkü görünür olmak; eleştirilmek, hata yapmak, başarısız bulunmak veya yeterince iyi olmadığımızın anlaşılması ihtimalini de beraberinde getirir.
Böylece içimizde bir çatışma oluşur. Bir yanımız öne çıkmak isterken diğer yanımız geri çekilir. Bir yanımız “Bunu yapabilirim” derken diğer yanımız “Henüz yeterli değilsin” diye fısıldar.
Tam ilerlemeye başlayacağımız sırada kendimizi yetersiz hissetmemiz ya da yaptığımız işin artık anlamsız olduğunu düşünmemiz bazen bu çatışmanın sonucudur. İş ilerledikçe daha görünür hâle geleceksek, baştaki isteğimizle geri çekilme eğilimimiz aynı anda ortaya çıkabilir. Bu da başladığımız işi sürdürmeyi zorlaştırabilir.
Bırakmak İçin Kendimize Bir Gerekçe Bulmak
Bir işi yarım bırakmak istediğimizde genellikle kararımızı açıklayan, kulağa mantıklı gelen bir neden buluruz:
“Bu iş bana göre değilmiş.”
“Yeterince iyi değilim.”
“Yanlış bir seçim yaptım.”
“Artık ilgimi çekmiyor.”
“Zaten buna ihtiyacım yoktu.”
Bazen bu açıklamalar gerçekten doğrudur. Her başladığımız işi tamamlamak zorunda değiliz; fikrimizi değiştirmek de mümkündür. Ancak bazen yetersizlik hissi, bırakma kararımızı haklı çıkarmak için kullandığımız bir gerekçeye dönüşebilir.
Yanlış bir seçim yaptığımızı, zamanımızı ya da paramızı boşa harcadığımızı kabul etmek bizi rahatsız edebilir. Kendimizi suçlamamak için seçtiğimiz şeyi değersizleştirebilir ya da sorunu kendi yetersizliğimize bağlayabiliriz. Bu nedenle karar vermeden önce, “Bu artık gerçekten bana uygun değil mi, yoksa zorlandığım için mi uzaklaşmak istiyorum?” diye sormak, iki durumu birbirinden ayırmaya yardımcı olabilir.
Başladığı işi bitirememe nedenleri herkeste aynı değildir. Bazen ilgi ve ihtiyaçlarımız değişir; bazen de boşluk hissi, yetersizlik düşüncesi veya görünür olma korkusu devam etmeyi güçleştirir. Bu ihtimalleri fark etmek, kendimizi hemen suçlamak yerine yaşadığımız döngüyü daha açık görmemizi sağlar.
Böylece başladığımız noktaya geri döneriz. İçimizdeki boşluk yeniden ortaya çıktığında bu defa başka bir konuya yönelir ve aynı döngüyü tekrarlarız.
Seçtiğimiz Şeye Hangi Görevi Veriyoruz?
Burada asıl mesele başladığımız işin, aldığımız eğitimin ya da ilgilendiğimiz alanın işe yarayıp yaramaması değildir. Asıl mesele, bizim ona hangi görevi verdiğimizdir.
Belki seçtiğimiz şeyin bize para kazandırmasını istiyoruz. Belki bilgili görünmemizi, insanlara faydalı olmamızı, değerli hissetmemizi veya hayatımızdaki boşluğu doldurmasını bekliyoruz. Bazen bir eğitimden yalnızca bize bir şey öğretmesini değil, bizi iyileştirmesini ve bütün hayatımızı değiştirmesini de bekleyebiliriz.
Bir şeye taşıyabileceğinden çok daha büyük bir anlam yüklediğimizde, ilk heyecan geçtikten sonra geriye hayal kırıklığı kalabilir. Bu yüzden bir işe başlamadan önce beklentimizi ve niyetimizi ayırt etmek önemlidir. Ben gerçekten bunu yapmak mı istiyorum, yoksa bu şeyin bana hissettirmesini umduğum duygunun peşinden mi gidiyorum?

Döngü Nasıl Değişebilir?
Bu döngüyü değiştirmek için kendimizi daha fazla zorlamamız veya her başladığımız işi ne pahasına olursa olsun tamamlamamız gerekmiyor. Öncelikle boşluk hissi ortaya çıktığında hemen harekete geçmeden durabilmek gerekiyor.
Yeni bir eğitim aramadan, yeni bir hedef belirlemeden veya hayatımızı değiştirecek başka bir şey bulmaya çalışmadan önce o duyguyu fark edebiliriz. Kendimize şu soruları yöneltebiliriz:
Şu anda ne hissediyorum?
Bu boşluk bana kendimle ilgili ne söylüyor?
Kendimi yetersiz, değersiz veya işe yaramaz mı hissediyorum?
Başlamak istediğim şey gerçekten benim seçimim mi, yoksa bu duygudan uzaklaşmanın bir yolu mu?
“Başladığım işi neden bırakıyorum?” diye kendimize soruyorsak, yalnızca vazgeçtiğimiz ana değil, o ana gelene kadar neler hissettiğimize de bakabiliriz. Bu soruların cevaplarını hemen bulmak zorunda değiliz. Bazen sadece durmak ve otomatik olarak harekete geçtiğimizi fark etmek bile önemli bir başlangıçtır.
Her boşluğu yeni bir hedefle doldurmak zorunda değiliz. Her yetersizlik hissini yeni bir eğitimle susturmamız da gerekmiyor. Bazen ihtiyacımız olan şey daha fazla bilgi edinmek değil, şu anki hâlimizin de yeterli olduğunu kendimize hatırlatmaktır.
Başladığımız işleri neden yarım bırakırız sorusunun yanıtı, her zaman ilgimizi kaybetmemiz veya yanlış bir seçim yapmamız değildir. Bazen ilk adımı attıran duyguyla devam etmemizi sağlayacak neden birbirinden farklıdır. Bu farkı görmek, bırakma kararını suçlulukla değil, daha fazla açıklıkla değerlendirmemize yardımcı olur.
Belki de gerçek değişim, yeni bir şey bulduğumuzda değil; artık kaçmadan kalabildiğimizde başlayacaktır.
Halis ŞAHİNER
Sosyolog & Yazar & Mentor & Yaşam Stratejisti

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız





