İstediğim Kişiyi Hayatıma Çekebilir miyim?

Çekim Yasası ile Birini Kendine Çekmek: Kişiye Değil, Duyguya Odaklanmak

Günümüzde birçok insan ilişkilere belirli beklentilerle giriyor. Kimi sevilmek, kimi yalnızlığından kurtulmak, kimi maddi güvence bulmak, kimi de iç dünyasında eksik kalan bir duygunun tamamlanmasını istiyor. Bir ilişkiden beklentilerimizin olması doğaldır. Ancak bu beklentiler farkındalıkla ele alınmadığında ilişki, paylaşım alanı olmaktan çıkıp ihtiyaçların, korkuların ve bilinçaltı kayıtlarının birbirine karıştığı bir alana dönüşebilir.

İki insan arasında ilişki kurulması yaşamın doğal bir parçasıdır; ilişkiler kendimizi tanımamıza ve duygusal olarak olgunlaşmamıza da alan açar. Fakat egomuzu, beklentilerimizi ve farkında olmadığımız ihtiyaçlarımızı sürekli öne çıkardığımızda, bizi gerçekten mutlu edecek ilişki deneyimini yaşamakta zorlanabiliriz.

Çekim yasası ile birini kendine çekmek isteyen kişinin önce kendine dürüstçe şu soruyu sorması gerekir: Gerçekten belirli bir kişiyi mi istiyorum, yoksa o kişinin bende temsil ettiği sevgi, güven, değer ve aitlik duygusunu mu arıyorum?

Çekim yasası yaklaşımına göre düşüncelerimiz, inançlarımız ve duygularımız yaşadığımız deneyimleri etkiler; insan da iç dünyasında taşıdığı duygu ve beklentilere uygun seçimlere yönelebilir. Bu bakış açısı, bir kişiyi istediğimiz gibi değiştirebileceğimiz ya da her sonucu kontrol edebileceğimiz anlamına gelmez. İlişkilerde asıl bakılması gereken, kendi iç dünyamızın seçimlerimizi ve ilişki kurma biçimimizi nasıl etkilediğidir.

İlişkilerde Enerji, Duygu ve Seçimlerin Rolü

Bu yaklaşımda düşünceler, duygular, inançlar ve seçimler kişinin taşıdığı enerjinin bir parçası olarak ele alınır. Mutluluğa ve güvene açık olan biri, bu duyguları destekleyen ilişki deneyimlerini fark etmeye daha yatkın olabilir. Korku, değersizlik ya da terk edilme duygusuyla hareket ettiğimizde ise bu duyguları besleyen ilişki kalıplarını tekrar etme ihtimalimizi gözden kaçırabiliriz.

Burada sorumluluk kavramını suçlulukla karıştırmamak önemlidir. Yaşadığımız her şeyden sorumlu olduğumuzu söylemek, başımıza gelen her olayı hak ettiğimiz ya da her olumsuzluğun suçlusunun biz olduğumuz anlamına gelmez. Sorumluluk; seçimlerimizi, tekrar eden ilişki kalıplarımızı ve hangi duygu alanından hareket ettiğimizi fark edebilme gücüdür.

‘Ben bunu istemedim ki’, ‘Benim bu olayda ne kabahatim var?’ ya da ‘Böyle bir ilişkiyi ben seçmedim’ diyebiliriz. Bazen bilinçli olarak istemediğimiz deneyimlerin içinde bulabiliriz kendimizi. Bu noktada korkularımızın, inançlarımızın ve alışkanlık hâline gelmiş duygu kalıplarımızın seçimlerimizi nasıl etkilediğine bakmak, kendimizi suçlamaktan daha yapıcıdır.

Hayat seçimlerden oluşur. Seçimlerimizi farkındalıkla yapıp gerçekten istediğimiz duygu ve deneyime odaklandığımızda, yaşamak istediğimiz ilişki biçimine yaklaşabiliriz. Yalnızca olup bitene tepki vererek yaşadığımızda ise koşullar içinde savrulabiliriz. Seçim yapmamak da bir seçimdir.

çekim yasası ile birini kendine çekmek

İlişkilerde Çekim Yasası Nasıl Kullanılır?

İlişkilerde çekim yasası, belirli bir kişiye takılı kalmak yerine yaşamak istediğimiz duyguyu ve ilişki biçimini fark etmeye çağırır. Bir ilişkide huzur mu, güven mi, sevgi mi, değerli hissetmek mi istiyoruz? Paylaşım, saygı ve içtenlik bizim için ne kadar önemli? Önce bu sorulara cevap vermek gerekir.

Çoğu zaman ilişki içinde deneyimlemek istediğimiz duygu yerine doğrudan bir kişiye odaklanırız: ‘Şu kişi beni sevsin’, ‘Hayatıma gelsin’, ‘Benimle olsun.’ Ancak burada karşımızdaki insanın özgür iradesi olduğunu unutmamalıyız. Birini kendimize bağlamaya, kendi isteğimize göre yönlendirmeye ya da seçimini kontrol etmeye çalışmak sağlıklı bir ilişki yaklaşımı değildir.

Bu nedenle çekim yasasını ilişkilerde kullanmak, başka birinin iradesini değiştirmek değil; kendi duygu alanımızı, ilişki seçimlerimizi ve tekrar eden kalıplarımızı fark etmektir. Bir ilişkinin kurulması yalnızca bizim istememize bağlı değildir. Karşımızdaki kişinin de bizi seçmesi, istemesi ve bizimle benzer bir duygusal zeminde buluşması gerekir.

Belirli Bir Kişiyi Çekmek Mümkün mü?

İstediğim kişiyi hayatıma çekebilir miyim diye soruyorsanız, cevap yalnızca sizin isteğinize bağlı değildir. Bir kişiyi yoğun biçimde düşünmeniz ya da onunla karşılaşmayı arzulamanız, aynı ortamda bulunma veya iletişim kurma ihtimalini aklınızda daha görünür hâle getirebilir. Fakat karşılaşmanın gerçekleşeceği koşulları ya da sonrasında yaşanacakları garanti edemezsiniz.

Peki, belirli bir kişiyi çekmek mümkün mü? Bu yaklaşımda kişiyle karşılaşmaya niyet etmek mümkün görülse de, ilişkinin karşılıklı ve sağlıklı biçimde gelişmesi iki tarafın da seçimine bağlıdır. Karşınızdaki kişi sizinle aynı yönde ilerlemek istemiyorsa ya da duygusal olarak açık değilse süreç beklediğiniz gibi ilerlemeyebilir.

Uzaktan bakma, yaklaşamama, konuşamama, kabul edilmeme ya da beğenilmeme gibi deneyimler yaşanabilir. Bunları hemen kişisel yetersizlik olarak yorumlamak yerine, iki insanın niyetlerinin, seçimlerinin ve ilişkiye açıklıklarının örtüşmeyebileceğini de düşünmek gerekir.

Mutlu, huzurlu, güvenli ve sevgi dolu bir ilişki istemek, isteği tek bir kişiye indirgemekten daha geniş bir alan açar. Duygularınıza ve ilişkinin niteliğine odaklanmak, size uygun bir deneyime açık olmanıza yardımcı olabilir; ancak belirli bir sonucu garanti etmez. ‘Mutlaka şu kişi olsun’ diye ısrar etmek ise karşı tarafın seçimini ve ilişkinin gerçek koşullarını gözden kaçırmanıza yol açabilir.

Belirli Bir Kişiye Odaklanmanın Riskleri

Bir kişiye yoğun biçimde odaklandığımızda onu, aradığımız ilişki deneyiminin sembolü hâline getirebiliriz. Oysa uzaktan ideal görünen birinin, yakından tanıdığımızda farklı huyları, ilişki tarzı, inançları ve duygusal yükleri olduğunu görebiliriz. Önemli olan yalnızca o kişiyi istemek değil, onunla kurulan ilişkinin bize nasıl geldiğini de fark edebilmektir.

İnsanlar bazen nasıl bir ilişki istediklerini, hangi duygulara ve değerlere ihtiyaç duyduklarını belirlemeden ilişkiye başlayabiliyor. ‘Bir ilişkim olsun’, ‘Evleneyim’, ‘Yalnız kalmayayım’ ya da ‘Bu kişi benim olsun’ düşünceleri tek başına uyumlu bir ilişki kurmaya yetmez. İlişki başladıktan sonra daha önce fark edilmeyen davranışlar ortaya çıkabilir; baskı, değersizlik, güvensizlik, huzursuzluk veya pişmanlık yaşanabilir.

Bir ilişkide fiziksel, psikolojik, ekonomik ya da duygusal şiddet varsa, bu durum yalnızca olumlu düşünceyle, enerji çalışmasıyla veya sabırla geçiştirilecek bir konu değildir. Böyle bir durumda kişinin güvenliğini öncelemesi ve gerekli profesyonel, hukuki ya da sosyal desteği alması önemlidir.

Bu yüzden ilişki seçerken yalnızca fiziksel özelliklere, statüye, maddi duruma ya da belirli bir kişiye odaklanmak yeterli olmayabilir. İlişkinin içinde nasıl hissettiğinizi ve karşılıklı saygı, güven, açıklık olup olmadığını da değerlendirin.

Sağlıklı Bir İlişki İçin Duygusal Kriterler

Sağlıklı bir ilişki yalnızca iki insanın birbirini sevmesiyle kurulmaz. Sevginin yanında güven, saygı, açıklık, sorumluluk, özgürlük ve karşılıklı farkındalık da önem taşır. Bu ölçütler, ilişkiyi yalnızca arzuladığımız bir sonuca göre değil, yaşadığımız gerçek deneyime göre değerlendirmemize yardımcı olur.

Kendinizi sürekli ispat etmek zorunda hissediyorsanız, değerinizi karşı tarafın ilgisine göre ölçüyorsanız, kaybetme korkusuyla hareket ediyor ya da kendiniz olmaktan uzaklaşıyorsanız durup bu ilişkinin size ne hissettirdiğine bakın. Sağlıklı bir ilişkide düşüncelerinizi ifade edebilir, duygularınızı saklamak zorunda kalmadan kendiniz olabilirsiniz. Sevgiyi kazanmak için rol yapmak, kendinizi küçültmek veya ihtiyaçlarınızı yok saymak zorunda kalmamalısınız.

çekim yasası ile birini kendine çekmek

İlişkide Duyguya Odaklanmak Ne Demektir?

Duyguya odaklanmak, ‘Ben nasıl bir ilişki istiyorum?’ sorusunu daha derinden sormaktır. Bu, uzun boy, maddi durum, güzellik, güç ya da meslek gibi dışsal özellikleri yok saymak demek değildir; yalnızca ilişkiyi bu özelliklere indirgememek anlamına gelir. Daha temel soru şudur: ‘Bu ilişkinin içinde ben ne hissetmek istiyorum?’

Huzur mu?
Güven mi?
Sevgi mi?
Değer mi?
Saygı mı?
Neşe mi?
Özgürlük mü?
Derin bir paylaşım mı?
Kendim olabildiğim bir alan mı?

Bu sorular, bir kişiyi ideal hâle getirmekten çok kendi ihtiyaçlarımızı ve değerlerimizi tanımamıza yardım eder. Fiziksel özelliklere fazlasıyla odaklandığımızda korkularımız, kıyaslarımız ve beklentilerimiz kararlarımızı etkileyebilir. İlişki deneyimini duygularımızla birlikte değerlendirmek, ne aradığımızı daha açık görmemizi sağlar.

Bir ilişki ihtimali yalnızca tek bir kişiyle sınırlı değildir. Belirli bir kişiye takılı kalmak yerine kendi duygularınıza, değerlerinize ve yaşamak istediğiniz ilişki biçimine odaklandığınızda, başka uyumlu seçenekleri de fark etmeye başlayabilirsiniz.

Takıntılı Odaklanma ve Duygusal Bağımlılık

Belirli bir kişiye takıntılı biçimde odaklanmak bazen sevgiyle karıştırılır. Özellikle ayrılıklardan sonra terk edilme acısı, kızgınlık veya reddedilme duygusu yaşayan kişiler eski partnerlerinin geri dönmesi için yoğun bir arayışa girebilir.

Bu yaşantı ‘aşk acısı’ olarak tanımlanabilir; ancak bazen kişinin bağlandığı şey yalnızca karşısındaki insan değil, o kişinin temsil ettiği duygu, karşılanmamış ihtiyaç ya da tamamlanmamış hikâyedir. Bu nedenle kendi duygularımıza tarafsızca bakmak önemlidir: O kişiyi mi istiyorum, yoksa onun üzerinden değerli hissetmeyi mi? Sevgiyi mi arıyorum, yoksa terk edilme duygusundan kaçmaya mı çalışıyorum? Birlikte olmayı mı istiyorum, yoksa reddedilmenin acısını telafi etmeye mi çalışıyorum?

Bu sorulara dürüstçe cevap verebilmek için bazen ilişkinin karmaşasından zihinsel olarak biraz uzaklaşmak gerekir. Beklenen sonuçları kısa süreliğine bir kenara bırakmak, olayın bütününü görmeyi kolaylaştırır. Böylece kendi korkularımızı, ihtiyaçlarımızı ve gerçekten neyi seçtiğimizi daha net fark edebiliriz.

İlişkide En Kötü Seçeneği Kabul Etmek

Bir ilişki konusunda özgürleşmenin yollarından biri, istemediğimiz ihtimali de zihinsel olarak kabul edebilmektir. Bu, ayrılığı istemek değil; karşı tarafın da özgür iradesi olduğunu kabul etmektir. Biz birini istememe hakkına sahipsek, karşımızdaki kişinin de bizi istememe hakkı vardır.

Bu gerçeği kabul etmek ilişkinin üzerindeki baskıyı azaltabilir. Bir ilişkinin hayatımızdaki tek seçenek olmadığını, ilişkisiz bir hayatın da devam edebileceğini ve kendi içimizde mutlu olabileceğimizi görmek, tek bir sonuca bağımlı kalmamamıza yardımcı olur.

Bu yaklaşım ilk anda ‘Ben birleşmek istiyorum, sen ayrılığı kabul et diyorsun’ gibi algılanabilir. Oysa amaç ayrılığı teşvik etmek değil, seçenekleri fark etmektir. İnsan yalnızca bir kişiye ya da ihtimale sıkışmadığını gördüğünde resmin bütününe daha rahat bakabilir.

Korku, eksiklik, terk edilme ve istenmeme duygularını fark etmek, kişinin ilişkiye daha açık ve bilinçli yaklaşmasına alan açabilir. Bu bazen eski ilişkinin daha sağlıklı biçimde yeniden kurulması, bazen de daha uyumlu başka bir kişiyle karşılaşılması anlamına gelebilir; sonuç her durumda önceden garanti edilemez.

Bolluk Bilinci, İlişkiler ve Bilinçaltı Kayıtları

Mutlu ve huzurlu bir yaşam için sahip olduklarımızın ve önümüzdeki seçeneklerin farkına varmak önemlidir. İlişki açısından da yalnızca tek bir kişiye, tek bir ihtimale ya da tek bir senaryoya sıkışmak seçenekleri göremememize neden olabilir. Bolluk bilinci, yaşamın farklı kanallardan seçenekler sunabileceğini kabul etmektir.

Bir kişiyi hayatımızın merkezine koyduğumuzda, kendi gücümüzü ve seçim hakkımızı farkında olmadan ona teslim edebiliriz. Oysa ilişki, kendimizden vazgeçtiğimiz değil; kendimizi daha açık ve sağlıklı biçimde tanıdığımız bir alan olmalıdır.

Çekim yasası yaklaşımında, isteği gereğinden fazla fiziksel ayrıntıya boğmak yerine o isteğin yaratacağı duyguya ve bizim için ne ifade ettiğine odaklanmak önerilir. Bir şeyi çok fazla ayrıntılandırdığımızda zihnimiz ‘Bu nasıl olacak?’, ‘Gerçekten mümkün mü?’, ‘Ya olmazsa?’ gibi şüpheler üretebilir. Bu sorulara kapılıp kalmak, istediğimiz deneyimi anlamaktan çok sonucun nasıl gerçekleşeceğini kontrol etmeye çalışmamıza yol açabilir.

Örneğin maddi durumu iyi bir eş isteyen biri, bilinçaltında ‘Ben bunu hak etmiyorum’, ‘Böyle bir ortama ait değilim’ ya da ‘O insanların yanında yetersiz kalırım’ gibi inançlar taşıyor olabilir. Bu inançlar fark edilmediğinde kişi kendini geri çekebilir veya ilişki kurabileceği ortamlardan uzak durabilir. Burada amaç kendini suçlamak değil; isteğimizle içimizde taşıdığımız inançlar arasındaki uyumsuzluğu fark etmektir.

Bu nedenle ilişki isteğinde yalnızca dış koşullara bakmak yeterli değildir. Kendi iç dünyamızı, değer algımızı, öz güvenimizi ve hak etme duygumuzu da anlamaya çalışmalıyız.

İlişki Seçimi Neden Farkındalık Gerektirir?

Bir elbise almak istediğimizde bile mağaza mağaza dolaşırız. Bedeni uygun mu, rengi yakıştı mı, kumaşı istediğimiz gibi mi, üzerimizde nasıl duruyor diye bakarız. Çoğu zaman vitrindeki bir kıyafeti denemeden almayız.

Birkaç kez giyeceğimiz bir elbise için dikkatli davranırken, uzun süreli bir ilişki konusunda aynı özeni göstermeyebiliriz. Bazen bir kişinin hayatımıza hızla girmesine izin verir, ardından yaşadığımız olumsuzluklara şaşırırız. Oysa ilişki seçimi de dikkat ve farkındalık ister.

Çünkü ilişki yalnızca iki kişinin yan yana gelmesi değildir; iki duygu dünyası, iki değer yapısı, iki korku ve iki yaşam hikâyesi de bir araya gelir. Hayatınıza girmesini istediğiniz kişiyle nasıl bir ilişki yaşamak istediğinizi, hangi duyguların ve değerlerin sizin için vazgeçilmez olduğunu düşünün. Bu ilişki sizin yaşamınıza ve gelişiminize nasıl hizmet edecek?

Duygu, kendisine uygun enerjiyi çeker. Bunu unutmayın.

Kendinize Sorabileceğiniz Farkındalık Soruları

Ben bu ilişkide gerçekten ne hissetmek istiyorum?
Belirli bir kişiye mi odaklanıyorum, yoksa yaşamak istediğim duyguya mı?
Bu kişiyi istememin ardında sevgi mi var, yoksa terk edilme, değersizlik ya da yalnızlık korkusu mu?
Bir ilişki içinde kendimi güvende, değerli ve özgür hissediyor muyum?
Karşımdaki kişinin özgür iradesine gerçekten saygı duyabiliyor muyum?
Bu ilişki ihtimali gerçekleşmezse hayatımın yine de devam edebileceğini kabul edebiliyor muyum?
Ben ilişkiyi sevgi alanından mı istiyorum, yoksa eksiklik alanından mı?
Hayatıma girmesini istediğim kişiyle gerçekten aynı değerleri ve duygusal zemini paylaşabilir miyim?

Bu sorulara vereceğiniz dürüst cevaplar, kendi ilişki yaklaşımınızı daha net görmenizi sağlar. Bazen istediğimizi sandığımız şey, gerçekte ihtiyacımız olan şey olmayabilir. Bir kişiye duyduğumuz yoğun çekim, içimizde tamamlanmamış bir duyguyu gösterebilir; ilişki isteğimiz de sevgiden çok yalnızlıktan kaçma arzusuna dayanabilir.

Sonuç: İlişkide Akışa Alan Açmak

Çekim yasasını ilişkilerde kullanmak, bir kişiyi zorla hayatımıza çekmeye çalışmak değildir. Asıl mesele kendi duygu alanımızı ve bilinçaltı kayıtlarımızı fark etmek, seçimlerimizi bilinçli hâle getirmek ve yaşamak istediğimiz ilişki biçimine açık olmaktır. Karşımızdaki kişinin özgür iradesine saygı duymak da bu farkındalığın bir parçasıdır.

Bir ilişki istiyorsanız, önce o ilişkinin içinde nasıl biri olmak istediğinize bakın. Nasıl hissetmek, nasıl sevmek ve nasıl sevilmek istiyorsunuz? Hangi duyguların içinde büyümek, gelişmek ve paylaşmak istiyorsunuz?

Kişiye takılı kalmak alanı daraltabilir; duyguya ve ilişki değerlerine odaklanmak ise başka ihtimalleri de görmenizi sağlar. Huzur, güven, sevgi, değer ve karşılıklı saygı arayışınız, bu duygularla uyumlu kişi ve deneyimlere daha açık olmanıza yardımcı olabilir.

Unutmayın, sağlıklı bir ilişki yalnızca birini hayatınıza çekmekle değil, o ilişkiyi karşılıklı saygı ve farkındalıkla yaşayabilmekle mümkündür.

İlişkilerde tekrar eden döngülerinizi, bilinçaltı kayıtlarınızı ve duygusal seçimlerinizi daha yakından fark etmek istiyorsanız, bireysel danışmanlık çalışmaları bu süreci daha bilinçli biçimde görmenize destek olabilir.

Sevgilerimle,
Halis Şahiner
Sosyolog / Mentor & Yaşam Koçu

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Benzer Gönderiler

19 yorum

  1. Ayni hislerde olan erkek arkadsimi nadil daha cok kendime cekerim duyguya odaklanmak nasıl olmali o kisiyi duyguya dahil edecekmiyix neyi nasil dusunmeliyiz biraz acarmisiniz yasamak istedigim duyguyu dusunurken yalinmi dusunucem yoksa o kisiyle berabermis gibimi

  2. Hedef duyguyu hissetmek. Amaç ve araç konusunu anlamak lazım. Kişi burada araçtır. Hissetmek istediğin duygu amaçtır. Duyguyu hissetmek için birisine ihtiyacın var, kişiyi imgelemeye dahil edebilirsin, ama o kişiyi olmazsa olmazın olarak değil. Kişi araçtır. Seni hedefine ulaştıracak bir araçtır. O duyguyu hisettirecek diğer kişilere de açık olarak imgelemeyi çalıştır.

  3. iyi günler ben bosandim 10 sene oldu talibim cikmadi arkadas tavsiyesiyle biriyle tanisinca adam aramayinca neden arayip sormuyorsun diyorum güya olumsuz düsünüyormusum iliskilerimde basarili olamadim lütfen ne yapacagimi sasirdim nasil insanlari kendime cekerim

  4. Hakkımda sayfasındaki iletişim bilgilerinden bana ulaşabilirsiniz.

  5. USTAD, YAZDIKLARIN AYNEN COK DOGRU. TEBRIK EDERIM. ALLAH ISTEDIGINI SANA AYNEN VERIYOR YETERKI ISTEMESINI BIL.

  6. Merhabalar. Hayatimda olan erkek arkadaşım için daha güzel bir ilişki daha yoğun istekte bulunmak doğru mu. Sevgimiz karşılıki bundan eminim ama bazen monotonlasmaktadir . Çekim yasası ne kadar etkili burda

  7. Hayatımızın temel amacı iyi hissetmektir. Kendimizi iyi hisettirecek şeyleri seçmektir.

    İstedikleriniz değil kalbinizde hissettiklerinizi yaratırsınız.

    Yoksunluk barındırmadığı sürece yoğun istekle ilgili sorun olmaz.
    Ama altında yoksunluk varsa yokluk hissi varsa istediğinizi elde edemezsiniz.

  8. Ben şuan yalnızım ve hayatıma istediğim kişiyi çekmek istiyorum bunun için sadece olumlama yapıp dışarı çıkmak yeterli mi 🙂 bir de Hayalimde ki kişiyi istiyorum takıntı haline getirmedim ve hayalimdeki kişi gerçekte yok yani benim kendi hayalim sadece. Olur mu acaba

  9. Deneyip görebilirsin.
    Denemeden yeterlimi değilmi kimse bilemez.
    Senin enerji seviyeni ve düşüncenin ne kadar odaklı ve olumsuzluktan sıyrılmış olduğunu kimse bilemez.
    İstediğin değil kalben hissettiğin gerçekleşir.

  10. kitabınızın yalnızca pdf hali mi var??? (digital yerine basılı kitap tercih edenlerdenim de :))

  11. Benim problemim bir iliskiye tam baslayacagim her sey iyi gidiyor derken hooppp direkten donuyor. En uzun ikiskim 2 ay surdu. Yani anlamiyorum hircin davrandim yumusak davrandim stratejik davrandum vs ama bir tulu dogru insani bulamadim nerde biz normal davranislar sergilemeyen birisi varsa bana denk geldi son 1 yildir belki 6 7 kisiyle o niyetle konustugum oldu ama hepsi direkten dondu simdi bunlari ben mi cekiyorum eger ben cekiyorsam nasil cekmeyecgim .Aykut igutun evrenden torpilim var kitabini okudum kitaba gore benim egom guzel giden bir seyler yasamis ve birilerine bunu anlatmis sonra o sey kotu olmus Iste benim bu olayi durumu bukup cikarmam lazim iyi de nasil hatirlayabilirim ki??? Bana yardim edin ya gercekten mutsuzum etrafimda herkesin guzel bir iliskisi var bir benim yokve biliyor musunuz bana ettafimdan hep su tepki gekiyor Nasil olmaz senin kadar guzel bir kizin

  12. Sitemde bulunan regresyon kayıtlarından birisini indirip kaynak olaya ulaşabilirsiniz.

    İlişkilerdeki en büyük sorun içimizdeki çocuğun korkularıdır.

    Dört kritik adım vardır.
    1 nci adım istediğimiz özelliklere sahip kişiyi hayatımıza çekmek.(Talep evresi – Bu en kolay adımdır)
    2. O kişiyle ilişki içerisinde olmayı seçmek. (Tanıma evresi)
    3. Evlilik kararı almak. (Sorumluluk alma evresi)
    4. Evli ve çocuklu bir kişi olmayı seçmek.(Büyük olma evresi)

    Özellikle 3 ve 4 ncü adımlardaki korkularımız nedeniyle ilişkilerimizi sabote ederiz.
    Herkesin içinde bir çocuk vardır. Eğer özgüveni yeterince gelişmemişse sorumluluk almaktan kaçar. Büyümekten korkar. Evli birisi olmaktan korkar.
    Evli ve çocuklu bir kişi olmanın onun özgürlüğünü elinden alacağını düşünür.
    Ve bu nedenle ilişkileri sabote eder.
    Etrafına duvar örerek kimseleri yaklaştırmaz.

  13. Merhaba,

    Yazınızı cok beğendim. Benim sormak istedigim; ben evlilik ve cosuk kısmını gectim hatta bosanma kısmını da 🙂 ancak sanırım sabote etme kısmını hala sürdürüyorum iliskilerde memnuniyetsizliklerim yuzunden bitirmeyi seciyorum, mucadele etme ve mutlu olma gibi bir tercihim yok. Dogru olanı mı yapıyorum yoksa kendi memnuniyetsizliklerim uzerine mi gitmeliyim?

  14. Babaya olan sadakat duygunuza bakın.
    Babanızın erkek figürü yaşamınızda ne kadar yer kaplıyor.

    Farklı bir erkek figürüne izin verseydiniz bu ne yaratırdı?

Yoruma kapalı.