Sevgi Açlığı Nedir? İçsel Çocuk ve Kendini Sevme Üzerine Derin Bir Bakış

Ruhun Temel Gıdası: Sevgi

Sevgi, ruhumuzun temel gıdalarından biridir. Fiziksel bedenimizi yeterince besleyemediğimizde nasıl rahatsızlık, huzursuzluk ve güçsüzlük hissediyorsak; ruhsal olarak doyurulmadığımızda da benzer bir içsel huzursuzluk yaşayabiliriz. Buradaki temel fark şudur: Fiziksel açlığımızı gidermek için ne yememiz gerektiğini çoğu zaman biliriz. Fakat ruhsal açlığımızın ne olduğunu, hangi ihtiyacımızın karşılanmadığını ve bu boşluğu neyle doldurmaya çalıştığımızı her zaman fark edemeyiz.
Bedenimizin de ruhumuzun da temel isteği kendini iyi hissetmektir. Yaşam boyunca bizi iyi hissettireceğini düşündüğümüz şeylerin peşinden gideriz. Bazen bir ilişki, bazen ilgi, bazen onay, bazen başarı, bazen para, bazen de birinin bize söylediği birkaç güzel söz… Aslında çoğu zaman aradığımız şey, bu dışsal unsurların kendisi değil; onların bizde uyandırdığı iyi hissetme halidir.
Ancak burada sık yapılan hata şudur: Mevcut halimizle iyi hissetmeyi öğrenmek yerine, bizi iyi hissettirdiğini düşündüğümüz şeylere bağımlı hale gelebiliriz. Duygularımızın farkında olmadığımızda, onları bastırdığımızda ya da anlamlarını okumayı bilmediğimizde, içimizdeki gerçek ihtiyacı gözden kaçırırız.

Sevgi Açlığı Nasıl Oluşur?

Bedenimiz çok aç olduğunda önümüze gelen yiyeceğin sağlıklı, hijyenik ya da bize uygun olup olmadığını sorgulamayabiliriz. Çünkü o anda öncelik seçim yapmak değil, açlığı gidermektir. Ruhsal açlık da benzer biçimde çalışır. Ruh sevgiye aç olduğunda, karşısına çıkan ilk ilgi kırıntısını, ilk yakınlığı ya da ilk onay işaretini sevgi olarak algılayabilir.
Özellikle çocukluk döneminde, daha çok da 0-6 yaş aralığında, sevgi alma ve kendimizi iyi hissetme biçimlerimiz şekillenmeye başlar. Bu dönemde çocuk, sevgiyi soyut bir kavram olarak değil; somut davranışlar üzerinden öğrenir. Sarılmak, dokunmak, gülümsemek, beslenmek, ilgilenilmek, görülmek, konuşulmak, korunmak ve kabul edilmek onun sevgi tanımını oluşturur.
Yeni doğan bir bebek için annenin ya da bakım veren kişinin sarılması yalnızca fiziksel bir temas değildir. Aynı zamanda güven duygusunun ilk aktarım biçimlerinden biridir. Bebek dünyaya geldiğinde bambaşka bir alana geçer. Bu geçişte ona kendini güvende hissettiren şey, çoğu zaman sıcak bir temas, sarılma ve korunma hissidir. Kendini güvende hissettiğinde bedeni rahatlar, ruhu sakinleşir ve sevgiyle ilgili ilk kayıtlar oluşmaya başlar.
Zamanla anne ve babanın sevgiyi gösterme biçimi, çocuğun kendini iyi hissetme anahtarlarından biri haline gelir. Kimi çocuk sevgiyi sarılmakla öğrenir, kimi güzel sözle, kimi ilgiyle, kimi korunmakla, kimi de sürekli onaylanmakla. Bu davranış biçimleri tekrarlandıkça çocuğun iç dünyasında çapalanır ve ilerleyen yıllarda ilişkilerinde sevgi arama biçimini etkiler.

Çocuklukta Öğrenilen Sevgi Dili

Çocukluk dönemi, bilinçaltı haritalarının oluştuğu en güçlü dönemlerden biridir. Çocuk, kendisine nasıl davranıldığını yalnızca bir davranış olarak kaydetmez; bunu çoğu zaman “Ben değerli miyim?”, “Ben sevilmeye layık mıyım?”, “Ben görülüyor muyum?”, “Sevgi almak için ne yapmalıyım?” gibi derin içsel anlamlara dönüştürür.
Eğer çocuk yeterince görülmezse, ilgiyi almak için bazı yöntemler geliştirebilir. Uslu olmak, başarılı olmak, hasta olmak, ağlamak, sessiz kalmak, sürekli uyum sağlamak, karşı tarafı memnun etmek ya da kendinden vazgeçmek gibi davranışlar zamanla sevgi alma yöntemi haline gelebilir.
İşte ilerleyen yaşlarda birçok ilişki döngüsünün temelinde bu erken dönem öğrenmeleri bulunabilir. Kişi farkında olmadan sevgiyi, çocukken öğrendiği yoldan almaya çalışır. Eğer sevgi onun için acıyla, beklemeyle, mücadeleyle, kendini kanıtlamakla ya da terk edilme korkusuyla birleşmişse, yetişkinlikte de benzer dinamikleri “tanıdık” bulabilir.
Bazen insan gerçekten sevildiği için değil, tanıdığı bir duygunun içine girdiği için bağlanır. Çünkü bilinçaltı için tanıdık olan her zaman sağlıklı olan anlamına gelmez. Tanıdık olan, sadece daha önce öğrenilmiş olandır.

Sevgi Arayışı ve İlişkilerde Tekrar Eden Döngüler

Ruh sevmek ve sevilmek ister. Fakat sevgi açlığı yoğun olduğunda kişi seçiciliğini kaybedebilir. Tıpkı çok aç bir bedenin yiyecek seçememesi gibi, sevgiye aç bir ruh da bazen kendisine iyi gelmeyen insanlara, ilişkilere ve davranışlara tutunabilir.
Bu durumda kişi karşısındaki insanın gerçek karakterine, yaşam biçimine, sorumluluk duygusuna, değerlerine ya da tutarlılığına yeterince bakmayabilir. Çünkü o an esas aranan şey, sevgi açlığının doyurulmasıdır. Birinin güzel söz söylemesi, iltifat etmesi, dokunması, sarılması, “seni seviyorum” demesi ya da ilgi göstermesi içimizdeki sevgi enerjisini harekete geçirdiğinde, zihin geri kalan birçok işareti görmezden gelebilir.
Beyin, odaklandığı şeyi büyütür. Kişi sevgi arayışı içindeyse, karşısındaki insandaki tehlikeli işaretleri silebilir, çarpıtabilir ya da önemsemeyebilir. “Aslında iyi biri”, “Beni seviyor ama göstermeyi bilmiyor”, “Zamanla değişir”, “Ben biraz daha sabredersem düzelir” gibi düşünceler bu süreçte devreye girebilir.
Fakat sevgi açlığı bir süreliğine doyduğunda, kişi karşısındaki insanı daha gerçekçi görmeye başlar. Başlangıçta kusursuz görünen kişi, zamanla gerçek insan boyutuna iner. İlişkideki sorunlar, tutarsızlıklar, saygısızlıklar ya da değer görmeme halleri daha görünür hale gelir. Bu noktada sürtüşmeler başlayabilir.
Karşı taraf geri çekildiğinde, ilgi azaldığında ya da sevgi akışı kesildiğinde ise içteki sevgi açlığı yeniden tetiklenir. Kişi tekrar o sevgiyi alabilmek için kendini değersiz hissettiren davranışlara razı olabilir. Hakareti, ilgisizliği, görmezden gelinmeyi, manipülasyonu ya da duygusal mesafeyi normalleştirebilir. Çünkü orada yalnızca bir ilişki değil, çocukluktan gelen bir sevgi alma yöntemi çalışmaktadır.

Sevgi Açlığı Bağımlılığa Dönüştüğünde

Bazı insanlar kendilerine zarar veren ilişkilerden çıkmakta zorlanır. Dışarıdan bakıldığında bu durum anlaşılmaz gelebilir. “Neden hâlâ orada?”, “Neden ayrılmıyor?”, “Neden kendisine böyle davranılmasına izin veriyor?” gibi sorular sorulabilir. Fakat sevgi açlığı derin olduğunda mesele yalnızca mantıklı karar vermek değildir.
Kişi bazen kendi gücünü karşı tarafa teslim eder ve sonra ondan merhamet bekler. Kendini değersiz hissettiren kişiden değer görmeye çalışır. Onu yaralayan kişiden şifa bekler. Çünkü iç dünyasında sevgi, çok eski bir kayıtla o kişiye bağlanmıştır.
Bu bağ tekrarlandıkça güçlenir. Her geri dönüş, her barışma, her bekleyiş, her umutlanma ve her hayal kırıklığı o çapayı daha da kuvvetlendirebilir. Bir süre sonra kişi yalnız kaldığında sudan çıkmış balık gibi hissedebilir. Çünkü başka bir sevgi alma yöntemi bilmemektedir.
Burada önemli olan kendini suçlamak değil, döngüyü fark etmektir. “Ben neden böyleyim?” sorusu çoğu zaman kişiyi daha fazla yargıya götürür. Bunun yerine şu sorular daha dönüştürücü olabilir:
Ben sevgiyi hangi davranışlarla eşleştirdim?
Çocukken sevgi almak için ne yapmam gerektiğini öğrendim?
Bugün hâlâ hangi eski yöntemi kullanıyorum?
Sevgi sandığım şey gerçekten sevgi mi, yoksa tanıdık bir eksiklik mi?

Sevgi Dışarıda Aranırken İçeride Unutulur

İnsan doğduğu andan itibaren sevgiyi çoğu zaman dışarıda aramaya başlar. Anne, baba, aile, arkadaşlar, eş, partner, toplum, başarı, alkış, onay… Birilerinin bizi sevmesini, seçmesini, değerli bulmasını, kabul etmesini isteriz. Oysa sevgi yalnızca dışarıdan alınan bir şey değildir. İçimizde de sevgi üretme, kendimizi besleme ve kendi ruhumuzu doyurma kapasitesi vardır.
Bedenimizi kendi kendimize doyuramayabiliriz; fiziksel olarak besine ihtiyaç duyarız. Fakat ruhumuzu beslemek konusunda daha fazla içsel imkâna sahibiz. Kendi içimizdeki sevgi enerjisini açığa çıkarmayı öğrendiğimizde, dışarıdan gelecek sevgiye daha sağlıklı bir yerden yaklaşabiliriz.
Bu şu anlama gelir: Sevgiye ihtiyacımız biter demek değildir. İnsan ilişki ister, temas ister, yakınlık ister, görülmek ister. Ancak içsel sevgi kaynağı güçlendikçe, kişi sevgi için kendinden vazgeçmek zorunda kalmaz. Kuru ekmeğe razı olan açlık haliyle değil, kendisine iyi geleni seçebilen daha dengeli bir yerden ilişki kurmaya başlar.

Kendini Sevmek Ne Demektir?

Kendini sevmek, yalnızca aynanın karşısına geçip “Seni seviyorum” demek değildir. Bu cümle bazı insanlar için etkili olabilir; fakat her zaman derin bir dönüşüm yaratmayabilir. Çünkü sözcüklerin iç dünyada bir yere dokunması gerekir. Sevgi yalnızca dilde kalan bir ifade olduğunda, bilinçaltı bunu gerçek bir deneyim olarak kabul etmeyebilir.
Kendini sevmek, kişinin kendi duygularını fark etmesiyle başlar. Soyut olanı somut hale getirmek gerekir. “Sevgi” dediğimiz şeyin bizim için hangi davranışlarla temsil edildiğini bulmak önemlidir. Ben sevgiyi nasıl anlıyorum? Sarılınca mı? Dinlenince mi? Göz teması kurulunca mı? Bana zaman ayrılınca mı? Sözle ifade edilince mi? Korununca mı? Kabul edilince mi?
Yanlışlıkla sevgi diye adlandırdığımız bazı davranışları da fark etmek gerekir. Kontrol sevgi değildir. Kıskançlık her zaman sevgi değildir. Sürekli fedakârlık sevgi değildir. Acı çekmek sevginin kanıtı değildir. Birinin bizi üzmesine rağmen ondan kopamamak da her zaman büyük aşk anlamına gelmez. Bazen bu, sadece eski bir sevgi açlığının bugünkü ilişkide tekrar etmesidir.

İçsel Çocukla Sevgi Çalışması

İçsel çocuk çalışmaları, kişinin kendi geçmişindeki ihtiyaç duyulmuş sevgiyi bugün kendi farkındalığıyla yeniden temas ettirmesine yardımcı olabilir. Bu tür çalışmaların amacı geçmişi değiştirmek değil; geçmişte eksik kalmış duygusal ihtiyaca bugün daha bilinçli bir yerden yaklaşmaktır.
Derin gevşeme ve imgeleme çalışmalarında kişinin doğum anındaki ya da çocukluk dönemindeki halini hayal etmesi, ona sarılması, onu sevdiğini söylemesi ve onun güvende olduğunu hissettirmesi güçlü bir içsel temas oluşturabilir. Çünkü çocuk için sevgi soyut bir kavram değil, somut bir deneyimdir. Sarılmak, görmek, konuşmak, ilgilenmek, oyun oynamak ve yanında olmak sevginin bedensel karşılıklarıdır.
Bu çalışma kişiye şunu öğretir: Sevgi ihtiyacımı yalnızca dışarıdan karşılamak zorunda değilim. Kendi içimdeki çocuğa ben de temas edebilirim. Onu görebilir, onu duyabilir, onu yatıştırabilir, ona değer verebilirim.
Kişi içindeki çocuğu sevmeye başladıkça bakış açısı değişebilir. Kendini sevilecek biri olarak görmek, değersizlik inancıyla çalışmayı kolaylaştırır. Kendisi için bir şeyler istemek, sınır koymak, uygun olmayan ilişkileri fark etmek ve kendini daha fazla önemsemek mümkün hale gelir.

Uygulama: İçinizdeki Çocuğa Sevgi Tohumu Ekme Çalışması

Bu çalışmayı sessiz, sakin ve bölünmeyeceğiniz bir ortamda yapmanız önerilir. Rahat bir pozisyonda oturun. Gözlerinizi kapatmadan önce birkaç dakika boyunca bedeninizin ağırlığını, nefesinizin ritmini ve bulunduğunuz alanı fark edin.
Yavaşça nefesinize odaklanın. Her nefes alışınızda bedeninizin biraz daha gevşediğini, her nefes verişinizde zihninizin biraz daha sakinleştiğini hissedin. Kendinizi zorlamadan, sadece içe doğru yumuşak bir dikkatle kalın.
Şimdi doğum anınızdaki halinizi ya da çocukluğunuzdaki bir yaşınızı hayal edin. Bu üç yaşındaki haliniz olabilir, beş yaşındaki haliniz olabilir ya da kendinizi en çok yalnız, görülmemiş, sevilmemiş hissettiğiniz bir dönem olabilir.
O çocuğun yanına gidin. Onu değiştirmeye çalışmayın. Ona öğüt vermeyin. Sadece yanında olun. Eğer ihtiyacı sarılmaksa sarılın. Eğer konuşulmaya ihtiyacı varsa onunla konuşun. Eğer oyun oynamak istiyorsa onunla oynayın. Eğer sadece görülmek istiyorsa gözlerinin içine bakın ve onu gördüğünüzü hissettirin.
Ona şunları söyleyebilirsiniz:
“Seni görüyorum.”
“Buradayım.”
“Artık yalnız değilsin.”
“Seni seviyorum.”
“Sen değerlisin.”
“Senin varlığın önemli.”
Bu cümleleri mekanik biçimde tekrar etmek yerine, her birinin bedende nasıl yankılandığını fark edin. Eğer zorlanıyorsanız bu da normaldir. Bazen insan kendine sevgi vermeye başladığında önce dirençle karşılaşır. Bu direnç, sevginin yanlış olduğu anlamına gelmez. Sadece içeride uzun zamandır temas edilmemiş bir alan olduğunu gösterir.
Çalışmanın sonunda içinizdeki çocuğun kalbine küçük bir sevgi tohumu ektiğinizi imgeleyin. Bu tohumu her gün beslediğinizi düşünün. Bazen ona su olun, bazen güneş olun, bazen güvenli bir alan olun. Her gün birkaç dakika bile olsa bu içsel teması sürdürün.

Sevgi Tohumu Büyürken

Bir tohum toprağa ekildiğinde hemen ağaca dönüşmez. Önce kök salar. Sonra yavaş yavaş filizlenir. Bazen rüzgârla karşılaşır, bazen yağmurla, bazen kuraklıkla. Fakat düzenli beslendiğinde güçlenir.
İçimizdeki sevgi tohumu da böyledir. Bazen eski bir ilişki tetiklenir, bazen bir söz canımızı yakar, bazen değersizlik duygusu yeniden yükselir. Bunlar çalışmanın başarısız olduğu anlamına gelmez. Aksine, sevgiye ihtiyaç duyan alanların görünür hale geldiğini gösterir.
Kendinize her defasında yeniden dönün. İçinizdeki çocuğu yeniden görün. Ona yeniden sarılın. Ona yeniden sevildiğini hissettirin. Çünkü sevgi bir defalık söylenen bir söz değil, tekrar tekrar verilen bir içsel temas halidir.
Zamanla kişi kendisine daha farklı bakmaya başlayabilir. Sevgi için kendini tüketmek yerine, sevgiyi daha sağlıklı biçimde seçebilir. Değer görmek için beklemek yerine, kendi değerini hatırlayabilir. Kendini cezalandırmak yerine, kendine alan açabilir. En önemlisi de sevgi açlığıyla değil, sevgi bilinciyle ilişki kurmayı öğrenebilir.

Sonuç: Sevgi İçeriden Başladığında Seçimler Değişir

Her gün yeni bir başlangıçtır. İnsan kendi hayatı için küçük ama derin bir değişim başlatabilir. İçindeki çocuğa sevgi tohumu ekebilir. Onu her gün biraz daha besleyebilir. Onunla temas ettikçe, kendi değerini, kendi ihtiyacını ve kendi sınırlarını daha net fark edebilir.
İçinizdeki çocuğu sevin. Ona sarılın. Ona sevdiğinizi söyleyin. Onunla oyun oynayın. Ona zaman ayırın. Onu şımartın. Onu yalnız bırakmayın.
Çünkü insan kendi içindeki sevgi kaynağıyla temas etmeye başladığında, dışarıdaki sevgiyi de daha bilinçli seçmeye başlar.
Önemli not: Bu yazıda yer alan farkındalık ve imgeleme çalışmaları kişisel gelişim ve içsel farkındalık amacı taşır. Psikolojik destek, psikoterapi, psikiyatrik tedavi ya da tıbbi tedavi yerine geçmez. Yoğun travma, istismar öyküsü, ağır kaygı, depresyon, panik atak ya da benzeri durumlarda bir uzmandan profesyonel destek alınması önerilir.
Halis Şahiner
Sosyolog | Yazar

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Similar Posts

22 Comments

  1. Halis bey sizinle tanıştığım günden beridir bir çok değişim yaşadım ve de çevreme yasatiyorum iyi ki varsınız sevgiyle kalın.

  2. Çok güzel bir yazıydı, teşekkür ederim, emeğinize sağlık.

  3. Teşekkürler elinize sağlık. Yararlı ve güzel bi anlatım oldu benim için 🙂

  4. Mesela 4 yaşındaki halimi hayal ederek. O aci cektgimi dusndugm anlarda kendimle mi konusaym? Bu işe yarar mi?

  5. Evet
    Onun anlayacağı dille konuşun.
    Başına ne gelirse gelsin hiç birşey olmayacağını hayatta kalacağını ve şu anki siz olacağını söyleyin.
    Başına bir şey gelsede yine bir şey olmayacağını hayatta kalacağını şimdiki siz olacağını söyleyin.
    Gerçek bu başına ne gelirse gelsin sonuçta hayatta kalacak yaşamına devam edecek ve siz olacak.

  6. Ona sarılıp ona sevdiğinizi söyleyin.
    Her zaman yanında olacağınızı söyleyin

  7. Karşı cinse hoşlanma duyma elimde olan bir şey değil kimin gülüş kimin aklı kiminin fiziki hali sonrasında kendimi suçlama bunun sebebi denir

  8. Gün içinde belki 5 belki 10 farklı kişiler ve hepsinden hoşlanıyorum sonra kendimi iğrenç olrak görüyorum

  9. Ruha dokunan cok faydalı bir yazı olmuş. Icimde kurumuş nasil basedecegimi bilemediğim bir konuya yağmur olduğunuz icin, emeğinize edilen teşekkürler az kalir.

  10. Cok teşekkür ediyorum icimdeki cektitim aci an sebebini buldum simdi nasil cozecegim baklim zor bir süreç olsada bilmemekten iyidir

  11. Tam olarak anlayamadım. Anne ilgisi eksikliğimi yoksa olgun olamama durumumu

Comments are closed.