Chris Gardner’ın Başarı Hikayesi

Chris Gardner kimdir? Onu yalnızca borsacılıktan zenginliğe uzanan bir başarı öyküsünün kahramanı olarak anlatmak eksik kalır. Ahmet Altan’ın aktardığı bu hikâyede asıl etkileyici olan, Gardner’ın en ağır koşullarda bile oğluna sahip çıkması ve amacından vazgeçmemesidir.
Chris Gardner hayatı: Zor bir çocukluktan yeni bir hedefe
Gardner’ın çocukluğu kolay geçmemiştir. Babası aileyi terk etmiş; üvey babası ona ve kardeşlerine kötü davranmış, annesine şiddet uygulamıştır. Gardner, henüz yedi yaşındayken kendi çocuklarını asla bırakmayacağına yemin eder. Bu söz, ileride baba olarak vereceği mücadelenin de anlamını taşır.
Akıllı olduğu için arkadaşları ona “koca kafa” der, ama eğitimine devam etmez. Deniz Kuvvetleri’ne katılır ve sıhhiyeci olur. İşleri çabuk öğrenmesi doktorların dikkatini çeker; askerlikten sonra tıp okumayı düşünür. Ordudan ayrılınca bir hastanede çalışmaya başlar. Bir süre işler yolunda gider, evlenir ve bir oğlu olur.
Sonra hastanede çalışmayı bırakıp hastane malzemeleri satarak zengin olmaya karar verir. Bu karar, hikâyenin en zor döneminin başlangıcı olur. Elindeki “tarayıcı” adı verilen cihazı doktorlara satmak için kapı kapı dolaşır; ancak satışlar beklediği gibi gitmez. Parasızlık, çocuğun yuva masrafları, biriken faturalar ve ödenemeyen kira giderek ağırlaşır. Eşi de çift vardiya çalışmak zorunda kalır.
Kırmızı Ferrari ve borsacılık hedefi
Bir gün, elinde kocaman tarayıcısı ve sırtında ucuz çantasıyla doktor randevusuna yetişmeye çalışan Gardner, kaldırımda duran kırmızı bir Ferrari’nin yanından geçer. Arabadan şık giyimli genç bir adam iner. Gardner onu durdurup sorar:
“Efendim, izninizle iki sorum var. Bu arabayı alabilmek için ne iş yapıyorsunuz? Bu işi nasıl yapıyorsunuz?”
Adam borsacı olduğunu ve borsacı olmak isteyenler için yakındaki binada bir kurs verildiğini söyler. Gardner o anda borsacı olmaya karar verir. Binaya girer, sınavı geçer ve mülakata katılmaya hak kazanır.
Fakat mülakattan bir gün önce ödemediği trafik cezası yüzünden tutuklanır. Evini boyadığı için üzerinde atlet, elinde ve yüzünde boya lekeleri vardır. Ertesi sabah karakoldan çıkar çıkmaz bu hâliyle mülakata koşar. Kurul başkanı, karşısına atletle gelen birini kursa kabul etse ne diyeceğini sorar. Gardner, “Herhalde çok güzel bir pantolonu vardı, derim efendim,” diye cevap verir. Bu espriyle kurulun dikkatini çeker ve kursa kabul edilir.
Kurs altı ay sürecek, ara verilmeyecek ve sonunda kursiyerlerden yalnızca biri işe alınacaktır. Gardner bir yandan eğitime katılırken bir yandan tarayıcılarını satıp para kazanmaya çalışır. Ancak cihazları satmak kolay değildir. Eşi sonunda onu terk eder. Gardner ise bütün zorluklara rağmen oğluyla birlikte yaşamaya karar verir.
Evsizlik günlerinde oğluna verdiği öğüt
Bir akşam oğlunu mahalledeki basketbol sahasına götürür. Çocuğun bir atışını sertçe eleştirince oğlu oyunu beceremeyeceğini söyleyip vazgeçer. Gardner bunun üzerine ona şu öğüdü verir: “Kendileri yapamayanlar sana, senin de yapamayacağını söylerler. Sana, ben bile yapamazsın dersem beni dinleme.”
Bu sözler yalnızca oğluna verilmiş bir öğüt değildir; Gardner’ın kendi hayatında da uyguladığı bir tutumu anlatır. Birkaç gün sonra kirayı ödeyemedikleri için evden çıkarılırlar ve bir motele yerleşirler. Gardner sabah oğlunu yuvaya bırakır, kursa gider; kursta hisse satmaya çalışır. Akşam oğlunu aldıktan sonra doktor muayenehanelerini dolaşıp tarayıcı satmaya uğraşır.
Satışlar bir süre artar ve biraz nefes alacak gibi olurlar. Ardından vergi dairesinden gelen bir mektup, kazandığı parayı elinden alır. Gardner’ın satabileceği tek bir tarayıcısı ve cebinde on iki doları kalır. Motele de ödeme yapamayınca oğluyla birlikte oradan çıkarılırlar. Gidecek yerleri yoktur.
Gardner, oğlunu metro istasyonuna götürür ve elindeki tarayıcıyı göstererek bunun bir zaman makinesi olduğunu söyler. Oğluna düğmesine basmasını ister. Ardından zamanın değiştiğini, dinozorların geldiğini ve bir mağaraya sığınmaları gerektiğini anlatır. Birlikte metronun tuvaletine girer; orayı mağara diye tanımlar, yere tuvalet kâğıtları serip oğluyla üzerine oturur. Oğlunu uyuttuktan sonra ilk kez ağlar.
Ertesi sabah elinde tarayıcısı, bavulu ve takım elbisesiyle kursa gider. Eşyalarını soranlara akşam yolculuğa çıkacağını söyler. Bir yandan kursta yoğun biçimde çalışmayı sürdürür, bir yandan son tarayıcısını tamir etmeye ve satmaya uğraşır. Oğluyla geceleri bazen bir kilisenin evsizler barınağında kalırlar; barınakta yer bulamadıkları zamanlarda metro istasyonuna dönmek zorunda kalırlar.
Gardner, diğer kursiyerlerin aramaya cesaret edemediği zengin yöneticileri arar, onlardan randevu almaya çalışır; gerekirse oğluyla birlikte evlerinin kapısını çalar. Gündüzleri ülkenin en zengin insanlarıyla tanışıp onlarla görüşür, geceleri ise yeniden barınağa gider. Sonunda elindeki son tarayıcıyı satar. O gece oğluyla iyi bir otelde kalır ve güzel bir hamburger yerler. Bu küçük rahatlama, içinden geçtikleri yoksulluğun boyutunu daha da görünür kılar.
Chris Gardner başarı hikayesi: Mücadelenin karşılığı
Kursun son günleri yaklaşırken Gardner’ın işi hâlâ kolay değildir. Yönetici onu ayak işlerine koşturur; Gardner hem bu işleri yapar hem de diğer kursiyerlere yetişmeye çalışır. Yine de kursu bırakmaz. Son gün takım elbisesini giyerek mülakata gider. Yönetici ona, “Bugün burada kursiyer olarak son günün,” der ve ekler: “Yarın burada bir borsa simsarı olarak işe başlayacaksın çünkü.”
Gardner’ın gözleri dolar. Yönetici “Zor oldu mu Chris?” diye sorunca, “Çok zor oldu efendim,” cevabını verir. Ertesi sabah iyi bir maaşla işe başlar. Altı yıl sonra kendi şirketini kurar, on beş yıl sonra şirketini milyonlarca dolara satar. Ardından hayatını yazar; kitabı dünya çapında çok satanlar arasına girer ve kitabından uyarlanan film Oscar’a aday gösterilir.
Chris Gardner’ın hayat hikayesi, sonunda zengin olmanın ötesinde bir şey anlatır. Bu anlatıda, kötü bir çocukluk geçirmiş, evsiz kalmış ve açlıkla mücadele etmiş bir babanın hem hedefinin peşinden gitmesi hem de oğlunu bir gün bile yalnız bırakmaması öne çıkar. Gardner, kendisinden daha iyi eğitim almış insanlarla yarışırken kimsenin almak istemediği tarayıcıları satmaya çalışır; en zor günlerinde bile oğluna yapabileceğine inanmasını söyler.
Bu adamın hikâyesini ben de bu yüzden sevdim. Beni etkileyen, onun borsacı ya da zengin olması değildi. Hayalini gerçekleştirememek için geçerli mazeretleri varken bu mazeretlerin arkasına saklanmaması; metro tuvaletlerinde ağlarken bile amacından vazgeçmemesi; aç yattığı gecenin sabahında “Nasılsın?” diye soranlara “İyiyim” diyebilmesi ve oğluna hep sahip çıkmasıydı.
Gardner’ın kararlılığı, oğluna söylediği öğüdü kendi hayatıyla da anlatır. İnsanlar bazen başaramayacağımızı söyler; ama onların sınırları bizim sınırımız olmak zorunda değildir. Herhangi bir şeyi yapamamaya güçlü mazeretleri olduğunu düşünenler, Chris Gardner’ın yaşadıklarına bir baksınlar.
Yapamayanlar sana da yapamayacağını söylerler, onlara inanma.
Onun hayatını izledikten sonra ya yapacak ya da utanacaklardır.
Chris Gardner’ın hayat hikâyesi — Ahmet Altan’dan alıntı.
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız







Vayy be gerçekten çok etkilendim Adamıda tebrik ediyorum gerçekten çok güçlü bir yapısı varmış HELAL OLSUN.