İç Konuşmanın İnanılmaz Gücü

Başkalarına söylediklerimiz, kendimize söylediklerimizden çok daha az önemli olabilir. Gün boyunca zihnimiz, yaşadığımız hayatı yorumlayan ve sonraki adımlarımızı etkileyen düşüncelerle dolup taşar. Bu iç konuşma; kendimiz hakkındaki görüşlerimizi, beklentilerimizi ve karşılaştığımız durumlara verdiğimiz tepkileri şekillendirir.

Hayatınızın herhangi bir alanında gelişmek istiyorsanız —sağlık, kariyer ya da ilişkiler— işe kendinizle kurduğunuz diyaloğu fark ederek başlayabilirsiniz. Kendinize sürekli ne söylediğinizi görmek, değişimin nereden başlayabileceğini anlamanıza yardımcı olur.

İç konuşma nedir?

İç konuşma, insanın kendi zihninde sürdürdüğü düşünce ve değerlendirme akışıdır. Bu yalnızca kelimelerden oluşan sessiz bir diyalog değildir; yaşananları nasıl yorumladığımızı, kendimizi nasıl tanımladığımızı ve geleceğe dair ne beklediğimizi de kapsar. Bu yazının sizde bıraktığı etkiyi düşünürken, bugün yapmanız gerekenleri hatırlarken ya da geleceğe ilişkin kaygılarınızı tartarken kendinizle konuşursunuz.

Kaynak metinde, kendimizle günde yaklaşık 50.000 kelime konuştuğumuz ve bu akışın dakikada 150 ila 300 kelimeye karşılık geldiği belirtiliyor. Bu rakamı bir ölçümden çok, zihinsel diyaloğun gün içindeki yoğunluğunu anlatan bir ifade olarak düşünebiliriz. İç konuşmanın önemli yanı, çoğu zaman fark etmeden tekrarladığımız bu ifadelerin kendimize bakışımızı etkilemesidir.

Bu yaklaşımda bilinçli düşünceler, bilinçaltına yön veren talimatlar gibi ele alınır. Başka bir deyişle, kendimiz hakkında tekrar tekrar kurduğumuz cümleler, neyi mümkün gördüğümüzü ve nasıl davranmaya eğilimli olduğumuzu etkileyebilir. Bu nedenle kendinle konuşma biçimini fark etmek, otomatikleşmiş değerlendirmeleri gözden geçirmek için bir başlangıç noktasıdır.

iç konuşma

İç konuşmanın gücü: Kaptan ve tayfa metaforu

Denizi geçmekte olan bir gemi hayal edin. Kaptan emirlerini verir, tayfa da bu emirleri yerine getirir. Tayfanın geminin nereye gittiğini veya önünde ne olduğunu bilmediğini düşünün. Bu benzetmede kaptan bilinci, tayfa ise bilinçaltını simgeler.

Kaptan, “Tam gaz ileri, 15 derece kuzeye” dediğinde tayfa “Emredersiniz, kaptan” diye karşılık verir ve söyleneni uygulamaya çalışır. Geminin bir buzdağına mı yaklaştığını, başka bir gemiyle mi karşılaşacağını, yoksa hedefine mi yöneldiğini sorgulamaz. Metaforun anlattığı, bilincin verdiği yön ile bilinçaltına atfedilen uygulama rolüdür; bunlar iki ayrı akıl değil, aynı zihnin farklı işlevleri olarak düşünülür.

Bu benzetmeyle bakıldığında, kendimize söylediğimiz cümleler de yönümüzü belirleyen talimatlara benzer. Örneğin sürekli “İsimleri hiç hatırlayamıyorum”, “Evliliğim dağılıp gidiyor” ya da “Yeteri kadar param hiçbir zaman olmayacak” demek, dikkatimizi ve beklentimizi bu olumsuz tanımlar etrafında toplar. Bu sözler tek başına geleceği belirlemez; ancak kendimizi ve seçeneklerimizi nasıl gördüğümüzü etkileyebilir. İç konuşma hayatı nasıl etkiler sorusunun yanıtı, bu yorumların davranışlarımızla ve beklentilerimizle kurduğu ilişkide aranabilir.

Kendimiz hakkındaki görüşümüz nasıl şekillenir?

“Hayatta istediğimiz şeylere değil, beklediğimiz (umduğumuz) şeylere sahip oluyoruz.” Bu ifade, beklentilerimizin ve kendimiz hakkındaki görüşümüzün önemini vurgular. “Çok iyi yemek pişiririm” düşüncesi bir alanda kendimize güvendiğimizi gösterirken, “İnsanlarla arkadaşlık kurmakta zorlanırım” cümlesi sosyal ilişkiler konusunda kendimizi sınırlı görmemize yol açabilir.

Bu örnekler, iç konuşmanın gücünü yalnızca olumlu cümleler kurmak şeklinde anlamamak gerektiğini de gösterir. Asıl mesele, kendimizle ilgili hangi yargıları tekrar ettiğimizi ve bunların bizi nasıl etkilediğini fark etmektir. Bir tanımın her durumda değişmez bir gerçek olup olmadığını sorgulamak, kendimize dair daha dengeli bir görüş geliştirmemize alan açabilir.

Düşüncelerinizi değiştirerek hayatınızı değiştirin

Biz dünyaya hazır inançlar ve fikirlerle gelmedik. Sağcı ya da solcu, Galatasaraylı, Fenerbahçeli veya Beşiktaşlı değildik; dünyanın nasıl olması gerektiğine dair görüşlerimiz de hazır değildi. Ailemizden ve çevremizden aldığımız mesajları zaman içinde yorumladık; kendimiz ve yapabileceklerimiz hakkında düşünceler oluşturduk. Kaynak metin, bu erken dönem görüşlerin önemli bir bölümünün altı yaşına gelindiğinde biçimlendiğini belirtir. Buradaki vurgu, yalnızca başkalarının ne söylediğinde değil, duyduklarımızı kendi iç konuşmamızda nasıl yorumladığımızdadır.

Kendimiz hakkındaki görüşümüz ile performansımız arasında doğrudan bir ilişki olduğu fikrinden hareketle, gelişmek istediğimiz alanlarda kullandığımız dili gözden geçirebiliriz. “Bunu asla yapamam” yerine “Bu konuda zorlanıyorum; nasıl ilerleyebilirim?” diye sormak, yaşanan zorluğu inkâr etmeden başka bir olasılığı düşünmeye yardımcı olur. Bu, sonucu garanti eden bir formül değil; kendimizi sınırlayan bir ifadeyi daha yapıcı ve gerçekçi bir değerlendirmeyle değiştirme denemesidir.

Yeni bir iç konuşma geliştirmek, kendimize dair arzuladığımız sonuca uygun bir dil kurmakla başlar. Bu dili tekrar etmek, eski tanımlarımızı fark edip yenilerini benimsemek için bir hatırlatma işlevi görebilir. Metindeki yaklaşımda bilinçaltı yargılamayan ve bilinçli zihnin verdiği talimatları yerine getiren bir yapı olarak anlatılır. Bu nedenle cümlelerimizi seçerken onların bizi hangi yöne çağırdığını düşünmek önemlidir.

Hayatınızın bir alanında değişim istiyorsanız, önce kendinize ne söylediğinizi dinleyin. Hangi cümleler sizi tanımlıyor, hangileri beklentilerinizi daraltıyor? Bu sorulara verdiğiniz yanıtlar, iç konuşmanızı daha bilinçli biçimde düzenlemek için ilk adım olabilir.

Alıntıdır.

http://multiyasam.com/ic-konusmanin-inanilmaz-gucu/,

iç konuşma
Bireysel Danışmanlık

Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız

Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız

Benzer Gönderiler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir