Çekim Yasası Serisi – 3: İmgeleme ve Kısıtlayıcı İnançlardan Arınma

Adım 2: İstediğiniz Şeye Sahip Olan Kişi Olmayı Seçin
Bir şeyi istediğimizi söylemekle, onun hayatımızın doğal bir parçası olmasına içtenlikle izin vermek her zaman aynı şey değildir. Bilinçli olarak “Bunu istiyorum” diyebiliriz; ama aynı anda içimizde başka bir düşünce “Bu benim için mümkün değil”, “Ben böyle biri değilim”, “Bunu hak etmiyorum” ya da “Buna sahip olursam başıma kötü bir şey gelir” diyebilir.
Bu aşamada yalnızca istediğimiz şeye değil, o şeye sahip olan kişiyle ilgili zihnimizde oluşturduğumuz tanıma ve kendimizi bu tanımın neresinde gördüğümüze bakacağız. İmgeleme yoluyla istediğimiz yaşamı zihnimizde deneyimleyecek; ortaya çıkan düşünceleri, duyguları ve bedensel tepkileri gözlemleyeceğiz. Çekim yasası çalışmasında bu gözlem, isteğimizle aramıza koyduğumuz düşünsel sınırları fark etmemize yardımcı olabilir.
Böylece kısıtlayıcı inançları fark etmeye, gerçek koşullarla zihnimizde oluşturduğumuz sınırları birbirinden ayırmaya başlayabiliriz. Bu bölümün temel yaklaşımı, istediğin şeye sahip olan kişi olmayı seçmek; yani kendini o olasılığın dışında tutan düşünceleri görüp, gerçekten atabileceğin adımları araştırmaktır.

İstediğiniz Şeye Sahip Olan Kişi Olmayı Seçmek
Hayatımızda yapmak istediğimiz pek çok değişiklik önce zihnimizde bir olasılık olarak belirir. Bir şeyin mümkün olabileceğine zihinsel olarak izin vermek, onunla ilgili seçenekleri araştırmamıza alan açar. “Bu kesinlikle olmaz” dediğimizde kapattığımız bazı kapıları, “Bunun mümkün olması için ne gerekir?” diye sorduğumuzda yeniden görmeye başlayabiliriz.
Çekim yasasının spiritüel anlatımında bu değişim, enerjinin istekle uyumlanması olarak ifade edilir. Günlük yaşamdaki karşılığı ise dikkatimizi farklı fırsatlara çevirmek, daha önce önemsemediğimiz bir öneriyi değerlendirmek veya yeni bir adım atmaya gönüllü olmak olabilir.
Burada kullandığım enerji kavramı, fizik bilimindeki enerji kavramından farklıdır. Enerjiyle ifade ettiğim şey; olmak istediğimiz kimliğe, yaşamak istediğimiz duruma veya sahip olmak istediğimiz şeye yüklediğimiz anlamın bizde oluşturduğu duygusal ve bedensel durumdur.
Bir şeye sahip olmayı düşündüğünüzde ne hissediyorsunuz? Rahatlık mı, heyecan mı, korku mu, suçluluk mu, kaygı mı? Zihniniz “İstiyorum” derken içinizde başka bir taraf “Bu benim için mümkün değil” mi diyor?
Kendinize şu soruları sorun:
- İstediğiniz kişi olabilseydiniz kim olmayı seçerdiniz?
- Hiçbir sınır ve ön yargı olmasaydı nasıl bir hayat yaşamak isterdiniz?
- Gerçekten mümkün olmadığı için mi böyle düşünüyorum, yoksa kendimi bu hayatın içinde görmeye alışık olmadığım için mi?
Benim spiritüel bakışımda hepimizin içinde Yaratıcı’yla bağ kuran bir öz vardır. Bu bağı hatırlamak, kendimizi yalnızca alışkanlıklarımızdan ve geçmiş deneyimlerimizden ibaret görmememize yardımcı olur. Bizi yeni olasılıklara yer açmaya ve hayatımızın sorumluluğunu almaya davet eder.
Bu seçim, mevcut koşullarınızı yok saymak değildir. İstediğiniz şeyin yaşamınızın doğal bir parçası olabileceğini kabul etmek; o hayatı yaşayan birinin nasıl düşündüğünü, hangi sorumlulukları taşıdığını ve hangi adımları attığını araştırmaktır.
İstediğiniz Şeye Yüklediğiniz Anlam
Bir şeyi bilinçli olarak istememiz, içimizde onunla ilgili hiçbir çelişki olmadığı anlamına gelmez. Geçmiş deneyimlerimiz, öğrendiklerimiz ve inançlarımız, o istekle ilgili değerlendirmelerimizi etkiler.
“Bu mümkün”, “Ben bunu yapabilirim”, “Ben buna sahip olabilirim” diyebileceğimiz gibi; “Bu mümkün değil”, “Ben bunu hak etmiyorum” veya “Benim gibi biri buna sahip olamaz” da diyebiliriz. Bu nedenle belirleyici olan yalnızca ne istediğimiz değil, istediğimiz şeye ne anlam yüklediğimizdir.
Çekim Yasası İmgeleme Teknikleri: İstediğiniz Hayatın İçine Girin
İmgeleme, bir durumu zihnimizde duyusal ayrıntılarıyla canlandırmak ve bu durumun bizde oluşturduğu duyguları gözlemlemektir. Burada imgelemeyi, istediğimiz şeyin yalnızca güzel bir resmini zihnimizde tutmak için kullanmayacağız. Amacımız istediğimiz yaşamı tanımaktır.
Örneğin güzel bir evin fotoğrafına bakmakla, o evin kapısını açtığınızı ve içinde yaşadığınızı canlandırmak arasında fark vardır. İmgelemede sahnenin içine girersiniz; kapının koluna dokunur, içerideki sesleri duyar, pencereden gelen ışığı fark edersiniz. Renkleri, sesleri, kokuları ve dokuları mümkün olduğunca deneyimlersiniz.
Bunun kusursuz bir film gibi olması gerekmez. Bazı insanlar görüntülerle, bazıları kelimelerle, seslerle veya bedensel hislerle daha rahat çalışır. Önemli olan, istediğiniz durumla kişisel bir bağ kurmanız ve bu durumun sizde ne oluşturduğunu gözlemlemenizdir.
Burada amaç, zihinde canlandırılan her şeyin kendiliğinden gerçekleşeceğini varsaymak değildir. İstediğimiz şeyi daha iyi tanımak, beklentilerimizi ve içimizde ortaya çıkan çelişkileri görmek, atabileceğimiz adımları netleştirmektir. Bu nedenle çekim yasası imgeleme teknikleri, yalnızca sonucu hayal etmekten ibaret değildir; isteği, ona yüklediğimiz anlamı ve o yönde atabileceğimiz gerçek adımları birlikte düşünmeye yarar.
Elbise Provası: Bu İstek Gerçekten Size Uygun mu?
Bir elbisenin askıda güzel görünmesi, onun size uygun olduğu anlamına gelmez. Elbiseyi üzerinize giydiğinizde nasıl durduğuna ve içinde nasıl hissettiğinize de bakarsınız. İsteklerimizde de benzer bir durum olabilir.
Dışarıdan çok çekici görünen bir yaşam biçimi bize uygun olmayabilir. Ya da gerçekten istediğimiz bir şey, yalnızca bize yabancı olduğu için ilk anda rahatsızlık yaratabilir. İmgeleme burada bir çeşit prova işlevi görür: İsteği zihnimizde üzerimize giyer ve bize nasıl geldiğine bakarız.
- “Bunu kimse görmeyecek olsa yine de ister miydim?”
- “Bu hedef günlük yaşamıma ne katacak?”
- “Getireceği sorumlulukları üstlenmeye gönüllü müyüm?”
Bazen hedefin biçimini değiştirir, bazen de kendimiz hakkındaki sınırlayıcı bir düşünceyi fark ederiz. Tam bu noktada kısıtlayıcı inançlarımız görünür hâle gelmeye başlar.
Çekim Yasasında Kısıtlayıcı İnançlardan Arınma
Kısıtlayıcı inançlar; kendimiz, başkaları veya hayat hakkında doğru kabul ettiğimiz, neleri yapabileceğimize, elde edebileceğimize ya da hak ettiğimize sınır koyan düşüncelerdir. Bir yanımız “İstiyorum” derken diğer yanımız “Olmaz”, “Ben yapamam” veya “Bu bana göre değil” diyebilir.
Bu düşünceler, istediğimizi destekleyecek yönde hareket etmemizi zorlaştırabilir. Bir fırsatla karşılaşırız ama onu kendimize uygun görmeyiz; yapabilecek durumda olsak bile daha denemeden olmayacağına karar verebiliriz.
Bu inançların bir kısmı geçmiş deneyimlerimizden, bir kısmı ailemizden, çevremizden ve toplumdan öğrendiklerimizden oluşabilir:
- “Para zor kazanılır.”
- “Zengin insanlar iyi insanlar değildir.”
- “İnsanlara güvenilmez.”
- “Bizim ailede kimse bunu yapmadı.”
- “Ben ilişkilerde başarılı olamam.”
- “Fazlasını istemek ayıptır.”
- “Ben böyleyim.”
Bu düşünceler yeterince tekrarlandığında onları bir düşünce olarak değil, hayatın değişmez gerçekleri olarak algılamaya başlayabiliriz. Oysa bir düşüncenin bize tanıdık gelmesi, onun mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez.
Benim burada arınmak dediğim şey, geçmişten taşıdığımız ve bugün hâlâ davranışlarımızı etkileyen düşünce kalıplarını fark ederek onların üzerimizdeki etkisini azaltmaktır. Arınmak, bu düşüncelerin üzerini olumlu cümlelerle kapatmak değildir; nereden geldiklerini, bugün hâlâ geçerli olup olmadıklarını ve seçimlerimizi nasıl etkilediklerini anlamaktır.
Kısıtlayıcı inançlardan nasıl arınırım? Önce kendinize şu soruları sorun: “Bu düşünceyi nereden öğrendim?”, “Bugünkü hayatımda hâlâ doğru mu?” ve “Bu düşünce olmasaydı neyi farklı yapardım?” Çekim yasasında kısıtlayıcı inançlardan arınma, düşünceleri zorla susturmak değil; onların nereden geldiğini ve bugünkü seçimlerinizi nasıl etkilediğini görerek artık sizi desteklemeyen anlamları yeniden değerlendirmektir.
Arınmak geçmişimizi inkâr etmek değildir. Yaşadığımız deneyimler gerçektir; ancak geçmişte yaşanan bir olaydan çıkardığımız sonucun bugün ve gelecekte de değişmez bir gerçek olduğunu kabul etmek zorunda değiliz.
Bir ilişkide ihanete uğramak “İnsanlara güvenilmez” sonucunu doğurmuş olabilir. Maddi sıkıntılar içinde büyümek “Para çok zor kazanılır” düşüncesini, başarısız bir girişim ise “Ben başarısızım” düşüncesini oluşturmuş olabilir. Burada yaşanan olayla, o olaydan çıkardığımız sonucu birbirinden ayırmamız gerekir.
Olay geçmişte yaşanmış olabilir; fakat ona yüklediğimiz anlam bugün hâlâ yaşamımızı etkiliyor olabilir. Arınmanın amacı geçmişi değiştirmek değil, geçmişin bugün üzerimizde taşıdığı gereksiz yükü fark etmek ve artık bizi desteklemeyen anlamları yeniden değerlendirmektir.

İmgeleme ile Kısıtlayıcı İnançlarınızı Fark Edin
Arınmanın önemli araçlarından biri imgelemedir. Çünkü bazen bilinçli olarak fark etmediğimiz bir çelişki, kendimizi istediğimiz yaşamın içinde hayal ettiğimizde görünür hâle gelir.
Belirlediğiniz isteğe yeniden dönün ve ona sahip olduğunuzu düşünün. Paraysa, o paranın hesabınızda olduğunu; evse, o evde yaşadığınızı; ilişkiyse, istediğiniz özelliklere sahip bir ilişkinin içinde olduğunuzu; işse, o işi yaptığınızı canlandırın.
Bu sırada hem zihninizi hem de bedeninizi gözlemleyin. Rahatlıyor musunuz, geriliyor musunuz, heyecan mı duyuyorsunuz, suçluluk mu hissediyorsunuz? Göğsünüzde, karnınızda veya boğazınızda bir sıkışma oluyor mu?
Bedensel bir tepkinin tek başına gizli bir inancın kanıtı olmadığını unutmayın; aynı tepkinin farklı nedenleri olabilir. Ancak bedeninizdeki değişiklik, o anda zihninizden geçen düşünceyi fark etmek için bir başlangıç noktası olabilir.
- “O anda aklımdan hangi düşünce geçti?”
- “Buna sahip olduğumu düşündüğümde ilk itirazım ne?”
- “Buna sahip olursam neyin olmasından veya neyi kaybetmekten korkuyorum?”
Gerginliği hemen ortadan kaldırmaya çalışmayın. Önce onun neyle bağlantılı olduğunu anlamaya çalışın. Amaç, tepkinizi doğru ya da yanlış diye yargılamak değil; onunla birlikte ortaya çıkan düşünceyi merakla incelemektir.
İsteğinizle Çelişen Düşünceleri Yazın
Aklınıza gelen düşünceleri hemen değiştirmeye çalışmayın; önce görünür hâle getirin. Örneğin yüklü miktarda para istiyorsanız “Bu kadar para benim gibi birine gelmez” veya “Çok para insanı bozar” diyebilirsiniz.
Lüks bir ev istediğinizde “Ben öyle bir evde yaşayacak biri değilim” ya da “O çevreye ait değilim”; istediğiniz tarzda bir ilişki içinse “Beni olduğum gibi seven biri olmaz” veya “Sevilmek için kendimden vazgeçmem gerekir” düşünceleri ortaya çıkabilir.
Bunlar kendinizde mutlaka bulmanız gereken düşünceler değildir. Önemli olan, sizin isteğinizle çelişen düşünceyi bulmanızdır. Düşünceleri yazmak, onları kesin gerçekler olarak kabul etmek anlamına gelmez; inceleyebilmeniz için görünür kılar.
Arınmak: Gerçek Koşullarla Zihinsel Sınırları Ayırmak
Bir düşünceyi fark ettikten sonra yapılacak ilk şey, onu zorla ortadan kaldırmaya çalışmak değildir. Önce onun gerçek bir koşulu mu, yoksa zihinsel bir sınırı mı ifade ettiğini ayırmamız gerekir.
“Şu anda bu evi alacak bütçem yok” mevcut bir koşuldur. “Ben hiçbir zaman böyle bir evde yaşayamam” ise bugünkü koşuldan bütün geleceğimiz hakkında kesin bir sonuç çıkarmaktır.
Aynı şekilde “Şu anda bir ilişkim yok” demekle “Ben sevilecek biri değilim” demek; “Bu miktarda parayı yönetmek için öğrenmem gereken şeyler var” demekle “Ben çok para sahibi olamam” demek aynı şey değildir.
Arınmak gerçekleri inkâr etmek değildir. Tam tersine, gerçek olanla bizim gerçek olarak kabul ettiğimiz şeyi birbirinden ayırabilmektir.
- “Bunun ne kadarı gerçek bir koşul, ne kadarı benim yorumum?”
- “Bu düşüncenin doğru olduğuna neden inanıyorum?”
- “Bu düşünce yüzünden hangi seçeneği daha baştan eliyorum?”
Örneğin “Ben o işi yapabilecek biri değilim” dediğiniz için gerekli eğitimi veya şartları araştırmıyor olabilirsiniz. “Kimse beni olduğum gibi sevmez” dediğiniz için, istediğiniz ilişkiye uymayan bir ilişkiyi tek seçeneğiniz olarak görüyor olabilirsiniz.
İsteğinize Yer Açan Yeni Bir Düşünce Oluşturun
Kısıtlayıcı düşüncenizi fark ettikten sonra kendinizi inanmadığınız büyük cümleleri tekrar etmeye zorlamayın. “Ben asla başarılı olamam” diye düşünürken kendinize “Ben dünyanın en başarılı insanıyım” demeniz, zihninizdeki çatışmayı ortadan kaldırmayabilir.
Bunun yerine eski düşüncenizi sorgulayarak, isteğinizi daha mümkün görmenizi sağlayacak ve davranışlarınızla destekleyebileceğiniz yeni bir düşünce oluşturun:
- “Bugünkü koşullarım, gelecekte yaşayabileceğim hayatın kesin sınırı olmak zorunda değil.”
- “Geçmişte yaşadıklarım, gelecekteki bütün ilişkilerimi belirlemek zorunda değil.”
- “Bunu öğrenmem mümkün.”
- “Bunun için gerekli adımları araştırabilirim.”
Yeni düşüncenizin size inanılır gelmesi önemlidir. Amaç kendinizi kandırmak değil, daha başlamadan kapattığınız ihtimalleri yeniden değerlendirmektir. Aynı isteği yeniden imgeleyin ve kendinize “Kendimi bu hayatın içinde biraz daha rahat görebiliyor muyum?” diye sorun.
Hâlâ bir itirazınız varsa onu da fark edin; bir düşüncenin altında başka bir düşünce bulunabilir. Arınma çoğu zaman tek seferlik bir işlem değil, fark ettikçe, sorguladıkça ve yeni seçimlerle destekledikçe ilerleyen bir süreçtir.

İstediğiniz Şeye Sahip Olan Kişiyi Nasıl Tanımlıyorsunuz?
Şimdi çalışmanın merkezindeki soruya dönelim: İstediğiniz şeye sahip olan kişiyi nasıl tanımlıyorsunuz?
Çok para isteyen biri zengin insanları özgür, başarılı ve kendine güvenen insanlar olarak görebilir. Başka biri ise aynı insanları bencil, gösterişçi veya güvenilmez olarak tanımlayabilir. İki insan da para isteyebilir; ancak para ve paraya sahip olan insanlar hakkında taşıdıkları anlamlar birbirinden tamamen farklı olabilir.
Aynı durum ilişkiler, meslekler, evler, arabalar ve yaşam biçimleri için de geçerlidir. Bir isteğin kendisi kadar, o isteğe sahip olan insan hakkında kurduğumuz tanım da önemlidir: Kendimizi o tanımın içinde görüyor muyuz, yoksa daha baştan dışında mı tutuyoruz?
Bunu Kendi Hayatımda Nasıl Fark Ettim?
Ben bu durumu kendi hayatımda, bir dönem BMW marka bir otomobile sahip olmayı istediğimde fark ettim. BMW istediğimi düşünüyordum; fakat kendimi o otomobilin içinde imgelediğimde rahat değildim. Sanki otomobil bana ait değilmiş, içinde emanet duruyormuşum gibi hissediyordum.
Sorun yalnızca otomobille ilgili değildi. Zihnimde o otomobile sahip olan kişinin nasıl biri olduğuna ilişkin bir tanım vardı. BMW kullanan kişiyi kendine güvenen, rahat para harcayabilen ve maddi açıdan güçlü biri olarak görüyordum. Kendimi bu tanımla karşılaştırdığımda ise aynı kategoriye koymuyordum.
Bir tarafta “Bu arabayı istiyorum” diyordum, diğer tarafta ise “Ben böyle bir arabaya sahip olan kişi değilim” düşüncesi vardı. Mevcut arabama binerken bile benzin masrafını düşünüyor, arabayı çoğu zaman masraf oluşturan bir araç olarak görüyordum. Böyle bir bakış açısıyla lüks bir otomobil istemekle ona sahip olmanın benim için taşıdığı anlam arasında doğal olarak bir çatışma oluşuyordu.
İmgeleme bana yalnızca istediğim otomobili göstermedi. O otomobile sahip olan kişiyle ilgili zihnimde oluşturduğum tanımı ve kendimi bu tanımın dışında tuttuğumu da gösterdi.
Benzer bir durumu ev konusunda da yaşadım. Lüks bir ev istediğimi düşünüyordum; fakat o evde yaşadığımı imgelediğimde beklediğim coşkuyu hissetmiyordum. Evin benim için ne ifade ettiğine baktığımda, geçmiş deneyimlerim nedeniyle ev ile özgürlük kavramlarının zihnimde tam olarak örtüşmediğini fark ettim.
Böylece mesele yalnızca “Nasıl bir ev istiyorum?” sorusu olmaktan çıktı. Asıl soru şuydu: “Benim için ev ne anlama geliyor ve istediğim yaşamla bu anlam arasında bir uyum var mı?”
İstediğiniz şeye sahip olan kişiyi zihninizde hangi kategoriye koyduğunuza bakın: “Ben kendimi bu kategoriye koyuyor muyum?” Cevabınız hayırsa aradaki farkı tanımlayın.
İstediğiniz şeye sahip olan kişi nasıl olunur? Önce o kişinin sahip olduğunu düşündüğünüz özelliklere bakın: Eğitim mi, özgüven mi, cesaret mi, sosyal çevre mi, disiplin mi, bilgi mi? Ardından şunu sorun: “Bunların hangileri gerçekten gerekli, hangileri benim zihnimde oluşturduğum koşullar?”
Gerçekten gerekli olan bir beceri varsa onu geliştirebilir, maddi kaynağa ihtiyacınız varsa plan oluşturabilir, bir eğitim gerekiyorsa o eğitimi alabilirsiniz. Fakat “Bu araca yalnızca şu tip insanlar biner”, “Benim gibi biri böyle bir yerde yaşayamaz” veya “Ben böyle bir ilişkiye layık değilim” gibi tanımlar, yalnızca zihninizde oluşturduğunuz kategoriler olabilir.
Büyük Hedefleri Ara Adımlarla Düşünün
Mevcut durumunuzla hedefiniz arasında büyük bir fark varsa, hedefi zihninizde canlandırmak bile size uzak gelebilir. Böyle bir durumda hedefinizi aşamalara bölün. Yalnızca sonuca odaklanmak yerine kendinize “Hangi beceriyi geliştirmem gerekiyor?”, “Hangi fırsatı araştırabilirim?” ve “Bugün hangi küçük adımı atabilirim?” diye sorun.
İmgelemenize bu süreci de katın. Yalnızca sonuca ulaşmış hâlinizi değil, o sonuca doğru ilerlerken yaptıklarınızı da canlandırın. Böylece hedef, yalnızca ulaşılacak bir sonuç olmaktan çıkar ve bugünkü davranışlarınızla ilişki kurar.
Değişen Düşüncenizi Hayatınızdaki Bir Adımla Destekleyin
İstediğiniz şeye sahip olan kişi olmayı seçmek, kendinizi zorla başka bir insana dönüştürmek değildir. İstediğiniz yaşamla kendiniz arasına koyduğunuz gereksiz sınırları fark etmek, gerçek koşullarla zihinsel sınırları ayırmak ve gerçekten geliştirmeniz gereken alanlarda harekete geçmektir.
Aklınıza gelen özellikleri yazın ve her özelliğin karşısına kendinizi nasıl gördüğünüzü ekleyin. O kişiyi “özgüvenli” olarak tanımlıyorsanız “Ben kendimi özgüvenli görüyor muyum?” diye sorun. “Parayı iyi yönetiyor” diyorsanız kendi para yönetiminize bakın.
Gerçekten geliştirmeniz gereken bir alan varsa küçük bir adım belirleyin. Gelecekte kendinizi maddi açıdan daha düzenli biri olarak görüyorsanız bugün gelir ve giderlerinizi takip etmeye başlayabilirsiniz. Kendi sınırlarını koruyan biri olmak istiyorsanız istemediğiniz bir talebe hayır diyebilirsiniz. Yaptığı işi daha iyi bilen biri olmak istiyorsanız öğrenmeniz gereken konulardan birine başlayabilirsiniz.
İstediğiniz kişi olmayı seçmek, bugünkü kendinizi reddetmek değildir. Kendinize yeni olasılıklar için alan açmak ve bu olasılıkları destekleyecek yönde hareket etmeye başlamaktır.
İmgelemeyi Günlük Yaşamınıza Nasıl Katabilirsiniz?
Benim önerim, size uygunsa sabah ve akşam kısa bir zaman ayırmanızdır. Ancak bunu katı bir görev hâline getirmeyin. Dikkatinizi verebildiğiniz birkaç dakika yeterlidir. Tek bir sahne seçin ve sizin için anlamlı olan duyusal ayrıntıları ekleyin.
Ardından kendinize üç soru sorun:
- Ne hissettim?
- Hangi düşüncemi fark ettim?
- Bugün bununla ilgili hangi küçük adımı atabilirim?
İlk günlerde görüntüler belirsiz olabilir veya beklediğiniz duygular ortaya çıkmayabilir. Bunu başarısızlık olarak değerlendirmeyin. Gerekirse sahneyi yazın, sesli anlatın veya daha sade bir an seçin.
Bir Sonraki Adım: Serbest Bırakın ve Yaratıcı Adımlar Atın
Bir isteği belirledik, onu imgeledik ve onunla ilgili kısıtlayıcı inançlarımızı fark ettik. Gerçek koşullarla kendi koyduğumuz zihinsel sınırları birbirinden ayırmaya, istediğimiz şeye sahip olan kişiyle ilgili tanımımızı sorgulamaya başladık.
Peki bundan sonra ne yapacağız? Yalnızca imgelemeye devam edip isteğimizin gerçekleşmesini mi bekleyeceğiz?
Hayır.
Çünkü çekim yasası yalnızca zihnimizde yaptığımız bir çalışma değildir. Bir noktadan sonra hayatın içinde hareket etmemiz gerekir. Bununla birlikte her şeyi kontrol etmeye çalışmak da başka bir soruna dönüşebilir.
Bu nedenle bir sonraki adımda iki şeyi birlikte ele alacağız: Yapmamız gerekeni yapmak ve kontrolümüzde olmayanı serbest bırakmak.
Halis Şahiner
Sosyolog & Yazar & Mentor & Yaşam Stratejisti
Çekim Yasası Nasıl Çalışır? Yazı Serisi
1. Bölüm — Çekim Yasası Nasıl Çalışır?
2. Bölüm — Çekim Yasasını Bilinçli Kullanmak
3. Bölüm — İstediğiniz Şeye Sahip Olan Kişi Olmayı Seçin
Kontrol Sende Kitabım için lütfen aşağıdaki linki tıklayınız
Bilinçli Yaratma Sanatı Kitabım İçin lütfen aşağıdaki linke tıklayınız








merhabalar Yazınızı Severek Okudun Ben Çekim Yasası ile 2008 De Tanıstım Hayatıma Geçireli 4 sene oldu size Örnek Verirsem İlk arabam renolt spring idi soyle gelişti bilgisayarıma renolt 19 europa resmi koymustum hergün onu görüyor ve o heycanı yasıyordum rengini dahil ve 1 sene geçmeden beyaz renolt spring im oldu beklmedik bi şekilde 6000 tl araba bana 3500 tl mal olmustu evet burada para önemli değil istemek zaten sartlar kendiliğinden olusuyor sonra doğan sahine taktım kafayı onada sahip oldum ve klimalı araba olsun istiyordum şimdi chevrote biniyorum.ve buna benzer bir kaç örnekler istemek çok önemli ne istediğini bilmek nasıl su anda yeni bi seye sahipseniz heycsnlsnır ve o duyguyu yasarsınız imgelerken aynı duyguları yasamak lazım sizin dediğiniz gibi inanmanız lazım ve zaten dediğim gibi sartlar gelisiyor kaygı yok endişie yok sadece inanın ve duyguları yaşayın ..