Suçluluk Duygusu ile Baş Etmek

 

Ne yapmış ya da yapmamış olursanız olun, siz sevilmeye layıksınız. Bu herkes için doğrudur, ancak çoğumuz suçluluğumuzun değerlilik algımızı gölgelemesine izin veririz. Sonuçta suçluluk, geçmişte zevkten çok acıya, kazançtan çok kayba, olumluluktan çok olumsuzluğa ya da kendinize veya başkasına yarardan çok zarara neden olduğunuz varsayımıdır (gerçeklere dayanması gerekmez). Yaptığınız veya yapmadığınız bir şey için kendinizi kötü hissettiğinizde, duygusal bagaj biriktirirsiniz ve seveceğiniz şeyi hak ettiğinize inanmaktan kendinizi alıkoyarsınız.



Suçluluk, gerçek ya da hayali geçmiş eylemleri telafi etmek için (para, zaman, enerji vb.) vermeye devam ettiğiniz özgecil bir varlık durumunda sizi bağlı tutabilir. Borçlu olduğunuzu düşündüğünüz insanlara ödenemez bir borcu ödemeye son verebilirsiniz.

Kendimizi Desteklemek

Yaşamımızda eylemlerin psikolojik kökenlerine baktığımızda, üç şey görünür:

·     Hayatımız üzerinde hâkimiyet sahibi olmak,

·     Sevmek, sevilmek, ait olmak,

·     Benliğimizi değerli görmek.








Davranışlarımız aslında, hayatımızda bunlara sahip olmamıza hizmet eder. Buradaki kritik şeyse bunları nasıl elde edeceğimize dair inançlarımız ve onları elde etme yolları konusundaki şablonlarımızdır.

Doğru referans ve destekleyici düşünce ile kolaylıkla elde edebileceğimiz şeyleri, yanlış düşünce ve referanslarla kendimizden çok uzağa konumlandırabiliyoruz.

Zihnimizi Doğru Yönlendirmek

Yaşamımızda çoğu zaman, bir şeyler istediğimizi söyleriz. Aynı zamanda da bol bol ona nasıl sahip olamadığımızın mazeretlerini sıralarız.

Sanırız ki ona nasıl sahip olamadığımızı ne kadar çok konuşursak ya da nasıl sahip olamadığımızın hikâyesini anlatırsak istediklerimize ulaşabiliriz.



Bir şeyi istediğimizi anlatırken ona nasıl sahip olamayacağımız konusunda mazeretlerle birlikte anlatıyorsak aslında o şeyi gerçekten istemiyoruzdur. Yaptığımız şey, egomuzu yatıştırmaktır. İstek ve arzumuza sahip olamamanın acısı ile baş edebilmek için zihnimizi rahatlatıcı bir durum yaratmaktır.

Bir şey isteyen olmazsak bir amacımız olmazsa bu realitede kendimizi gereksiz, değersiz ve yetersiz hissederiz. Aynı zamanda bu, kendimizi kötü hissettirir. Bu durumdan kaçınmak amacıyla zihnimize, onu yatıştırmak için peşinde olacağı bir şeyler vererek onu yatıştırma yoluna gideriz. Zihnimizin, ilgileneceği bir meşguliyet yaratırız.

Var Enerjisinden İstemek

 

Yaşamımızda istek ve arzularımızın gerçekleşmesini engelleyen durumlardan biri de yoksunluk enerjisiyle istemektir.

Yoksunluk enerjisini yaratan şey; arzu ettiğimiz şeyi isterken aynı zamanda, buna sahip olmayacağımız korkusu içinde olmaktır. Bu durumdayken, istek ve arzumuzun gerçekleşmeme ihtimali, gerçekleşme ihtimaline göre daha yüksektir.




Yaşamımızda ne zaman bir yoksunluk hissediyorsak, bunun tek sebebi, bir yerde veya bir şekilde bizde eksik olarak algıladığımız bu şeyi başka birinden almaya çalışmamızdandır.

Yoksunluk enerjisi içeren duygusal açlıklarımız tarafından yönetilen isteklerimiz, bizi tatmin olmak için aramakta olduklarımızın maddi ve dokunulabilir şeyler olduğuna - para, araba, ev, kariyer - inanmaya yönlendirir.

İsteklerimizin Olma Şeklini Kontrol Etmeye Çalışmak

          

 Yaşamımızda yeni bir şeyler isteriz ama bunun için farklı bir şey yapmak yerine, sürekli aynı şeyleri yapmaya devam ederiz. Eğer hayatımızda yeni bir şeylerin ortaya çıkmasını istiyorsak rutinimizi değiştirmemiz gerekir. Her gün yaptığımız şeyleri yaparak farklı bir şey ortaya çıkmasını beklemek, hayalperestlikten öteye geçmez.


Bir diğer konu da isteğimizin nasıl ortaya  çıkacağını kontrol etmeye çalışmaktır. Onun, beklediğimiz şekilde görünmesini isteriz. Eğer olaylar, beklediğimiz şekilde olmuyorsa bir şeylerin yanlış gittiğini ve isteğimizin olmayacağını düşünürüz. Bu durum, isteğimizin sabote edilmesine neden olur.

Bir şeyin ortaya çıkmasının birçok yolu vardır. Amerika’ya gitmek istiyorsanız bunu, batıya doğru giderek de yapabilirsiniz, doğuya giderek de yapabilirsiniz. Kullandığınız araç, doğuya doğru gittiğinde panikleyip onu batıya döndürmeye çalışırsanız ya da ondan inip ısrarla batıya giden araç ararsanız; büyük ihtimalle Amerika’ya  ulaşma işi ya hayal olacaktır ya da çok geç gerçekleşecektir.